Tarım Kültürü ve Estetik | Necmi Karkın

0
798

Sanat ve tarım ilişkisi, sanatçılar tarafından doğanın estetik temsil düşüncesinin birincil kaynağı görülerek sanata aktarılması, diğer noktalardan bakıldığında ise doğaya uyumlu estetiksel yaklaşımların ortaya konmasıdır.

 Dünyanın farklı yerlerinde yer alan mağara resimlerinden modernizm sürecine kadar yapılan çalışmaların estetik boyutlarıyla birlikte sosyolojik yansımalarına dair örnekler, tarım konusunun toplumların kültürel ve sanatsal süreçte, tarihsel ve genel kültürler açısından nasıl ele alındığı ve sonuçlandığını kapsamaktadır. Modernite sonrası insanın doğadan uzaklaşarak içsel konulara eğilim göstermesinden dolayı pastoral ve tarım konularına dair ilgi ve çalışmalar giderek azalmıştır.

 Modernizme kadar olan süreçte doğa kaynağının temel alındığı etkilenmeler yoluyla yansıtma, sanatçının kendini ifade edebileceği araçlardan biridir. Sanatsal görselliğe yönelik güzeli yansıtma süreci doğa üzerinden gerçekleşmiştir. Doğa, insanın güzellik duygularının yanı sıra ekolojik duyarlılıklarını etkileyerek estetik duyuları derinleştirir. Ekoloji, insanın estetik tercihlerinin zaman içerisinde değişimini yansıtır. Doğa anlayışından ekolojik tasarıma duyulan gereksinim, güzellik deneyimlerinin tasarım ve yorumlamasını sağlamıştır. Bu disiplin içerisinde aranan uyumun, çeşitlilik içerisinde bütünlük göstermesi doğada gözlemlenebilir oluşu güzelliğin duyusal yanıtları için önemlidir.

Dünyada tarım kültürüne dair gözlenen ve deneyimlenen çalışmalara estetik bakış açısının varlığı bu araştırmaya konusu olmuştur. İnsan ihtiyaçlarını karşılayabilmek için kullanılan tarımsal üretim yöntemleri dünyanın her yerinde farklılık gösterebilmektedir. Toplumların tarımsal gelişmesiyle oluşan kültürel ve estetik sonuçları ortaya koyma gereği duyulmuştur. Sanat ve tarım ilişkisi yoluyla tarihsel olarak söylem oluşturmak için insanın estetik duygularında meydana gelen yansımaların güncelliğini öne sürmek çalışmanın ana amacını oluşturmaktadır. Peyzaj tasarımı, ekoloji ve tarımı çok disiplinli sosyal araçta birleştiren sanat pratiği olarak odaklanmak kathartik deneyim sağlamaktadır. Çünkü tarımı konu edinen sanat, kökleri uygarlıkların ilk tarihine dayanan tarımın estetik ve ekolojik yapısıyla ilk çağlar ve çağdaş dönemin kültürel ve sosyal zorluklarından bazılarını konu edinmiştir.

Tarımın başlangıcıyla medeniyetlerin gelişmesine eşdeğer olarak, ticaret yoluyla yeni ekonomi kültürleri gelişmiştir. Yoğun tarıma dayalı uygarlıkların yerleşik tarıma geçişleri sosyolojik ve kültürel ilişkileri de önemli hale gelmeye başlamıştır.  Bununla birlikte tarım, mezolitik dönemden beri sanatın konusu olmuştur. Tarımsal yaşamın sanata yansıyan temalarının insanların kendi yaşamları üzerinde en fazla kontrol sahibi oldukları zamanlarda olduğunu görüyoruz. Konya’da Geç Hititler (Neo-Hitit) döneminden kalma MÖ 7. yüzyıla kaya kabartmasında, Fırtına Tanrı’sının ellerinde bolluk ve bereketi temsil eden üzüm salkımı ve buğday başaklarını görürüz. Tarımsal faaliyetlerin sanata yansıması Mısır, Pers ve Yunan kültürleriyle başlamıştır denilebilir. İlk uygulamalar duvar resimleri ve kabartma örnekleriyle görülmektedir. Tarımsal sanata yansıyan ilk örneklerde teknik olarak Mısır, Pers ve Yunan kültürlerinde olduğu gibi renkli duvar resmi ve kabartma tarzıyla yüzeylerine yapılmıştır. Bunlar yerinde sabit kalan ve herkesin görebildiği yerlere uygulanmıştır.  Özellikle Rönesans sonrası batı kültüründe sanatçılar tarım arazilerini de içeren manzara(peyzaj) resimleri yapmışlardır. İlerleyen yüzyıllarda bu çalışmalar tuval yüzeyine yapılarak taşınabilir ve korunabilir mekânlara taşınmıştır. 17. ve 18. yüz yıllarından itibaren daha yaygın hale gelmiş çoğu sanatçı tarafından yorumlanmıştır. Sanatçıların tarımdan ilham alarak ürettikleri eserler dönemim sosyo-ekonomik ve kültürel yaşamını betimlemek konusunda önemli göstergeler taşımaktadır. Birçok yerli ve yabancı (Malevich, Millet, Monet, Namık İsmail, Pieter Bruegel vb )  Sanatçılar gibi John Constable’ın pastoral çiftlik manzaraları resimleri bu görüşleri yansıtan örneklerdendir. Bunu Millet’nin “Toplayıcılar” Monet’nin “Saman Yığını” serisi gibi eserlerle güçlendirebiliriz.  


Claude Monet,  Argenteuil yakınlarındaki Yabani Gelincikler, 1873,  65 x 50 cm Musée d’Orsay, Fransa

Claude Monet, Emresyonizmin önemli temsilcilerinden biri olarak peyzaj çalışmalarıyla tanınmaktadır. Yaşadığı Argenteuil’de farklı peyzaj noktalardan çalışmalar üretmiştir. Bağlamsal ve biçimsel olarak incelediğimizde, “Argenteuil yakınlarındaki Yabani Gelincikler” adlı çalışmasında,  anne ve çocuk çifti ve arka planda geniş alanda kırmızı, mavimsi ve yeşil olmak üzere renk bölgesi oluşturmuştur.  Empresyonist bakış açısıyla, ışığın etkilerini dış mekân sahnesinin görsel keşfi olarak tasvir etmiş ve sanat öğelerinin resminde nasıl oluşturulduğunu görmemizi sağlamaktadır. Monet, teknik olarak boya damlalarıyla renkli ritimler oluşturarak; görsel izlenime öncelik vererek soyutlamaya doğru adım atmaktadır. Bu sadece estetik tercihten daha fazlası olarak düzenli manzaralar, çiftçilere de farklı bakış açısı kazandıran ve estetik duygularını meslektaşlarına gösterebildikleri görünür semboller arasındadır. Bu sanatçıların kültürel normları ve öz kimlikleriyle ilgili olarak ‘tarımsal manzara’ kavramlarını detaylandırdığımız teorik noktalara yüklenen anlamlar olarak düşünülebilir.

Kazimir Malevich, Tarladaki çiftçi, 44×71 cm, 1929

 Malevich’in Süprematist anlayışla ürettiği eserleri, Rus modern sanatının da başlıca örnekleri arasında sayılabilir. Sanatçının sembolik üretime dayalı bazı çalışmaları köy ve tarım kültürüne dair dışa dönük inanç ifadeleri de dahil olmak üzere köy yaşamından ilham alan içeriğe sahiptir. Konu bakımından zengin içeriklere sahip olan Kazimir Malevich 1929’larda Tarladaki çiftçi örneğindeki ise değişmeyen konular arasında yer almıştır.  Neo-Süprematist anlayışlara bağlı olan kare ve farklı geometrik formlar, yerli insanın kombinasyonlarında süsleme değil ritim duygusunu temsil eden sembollerine benzetilebilir. Süprematizm yeni duyguların dünyasını değil duygu dünyasının tamamen yeni ve doğrudan temsil biçimini ortaya çıkardığını düşünerek Süprematistler insan ve genel olarak doğal nesnelerin temsilini doğrudan duyguları (duyguların dışsallaştırılmış yansımaları yerine) ifade edecek yeni semboller oluşturmuşlardır.  Malevich’in çiftçi temsili de tarımsal algının estetik duygularını iletmek için en iyi araç olarak görmüştür.

İnsanın yaşam kültürü için tarım, sosyolojik ve ekonomik gösterge olmasının öne çıkmasının yanında estetik duyguların karşılığı olduğu düşüncesi bu çalışmanın ana boyutları olmuştur. Post Empresyonistler gibi Van Gogh’un etkileyici üslubu tarımı tasvir eden çok sayıda resimde kullanılmıştır. Sanatçılar için üzüm bağları, çiçekler, buğday tarlaları gibi insanın tüm duygularını ifade etmesine olanak sağlayan konulardı. Bu nedenle insanların tarıma ve sanata ihtiyaç duyma nedenleri değişmemiştir. Sanatın boyutu ve algısal yanı değişse de tarımı yansıtan sanatı devam ettirmesi, onun konu olarak kalıcı kullanımında önemli olmasını etkileyecektir. İnsanların peyzajın estetik değerini nasıl algıladıkları, hem peyzajın fiziksel özelliklerine hem de bu özelliklerin izleyicide uyandırdığı algısal süreçlere bağlıdır. Dolayısıyla, tarım peyzajının estetik değerlendirmesi, düşünce ve duygularla ilişkilendirilir. Estetik ve tarım ilişkisi, süreçsel olarak düşünüldüğünde toprakla kültürel olarak sağlıklı ilişkilere dayanan kültürel yansımaya yol açmış görünmektedir. Tam anlamıyla sanatın ilham kaynaklarından biri olan olarak tarım, kökleri ekolojik bilince dayalı kültürel sonuçlar olarak düşünülebilir.