Étienne de La Boétie Düşüncesinde İradi ve Zorunlu Kulluk Gerilimi | Rabia Yazar

0
926

16. yüzyıl Fransız düşünürlerinden biri olan Etienne de La Boétie, soylu bir aileye mensup hukukçudur. Kral onayıyla bir süre bölge parlamentosunda hizmet vermiştir. O dönem hukuk fakültelerinde yaygın olarak görülen hümanist eğilim, La Boétie’nin düşüncelerine de etki etmiştir. Hem öldükten sonraki birkaç on yılda etkili olmuş hem de günümüze kadar etkisini koruyabilmiş bir gençlik dönemi eseri vermiştir. Genellikle Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev ve Bir’e Karşı (Discours de la servitude volontaire ou le Contr’un) olarak çevrilen fakat Ertan Kardeş’in de belirttiği gibi “İradi Kulluk Üzerine Söylev ve Bir’e Karşı” olarak çevrilmesi daha sağlıklı olan bu metnin, 1540ların sonunda ya da 1550 yılında yazıldığı tahmin edilmektedir.

16. yüzyıl Fransası; Ulusal Meclis’in (États-Généraux) resmen hiç toplanmadığı ve dolayısıyla mutlakiyetçi bir devlet biçiminin zirvede olduğu bir süreç içindeydi. “İyi” bir monarşiden bahsedilemeyecek kadar içinde çatışma bulunduran bu yüzyıl aslında 1789’a giden sürecin kaçınılmaz çelişkilerini barındırır. Çelişkiler içinde mutlakiyetin kurulmasını ve monarşinin çelişkilerin desteğini alabilmesini; modern rasyonalizasyona değil, devlet makamlarındaki patronaj dağıtımına bağlayabiliriz.[1] Dolayısıyla ele aldıklarından hareketle La Boétie’yi modern siyaset biliminin kurucuları arasında saymak pek doğru olmayacaktır. Çünkü onun gördüğü ve yazdığı “Bir”i oluşturan süreç, İtalya topraklarındaki “Bir”den farklıdır (Machiavelli).  

Fransa’da mutlakiyetçi monarşi, haraç ve yolsuzluğu kurumsallaştırmış ve “memur hanedanı sınıfı” yaratmıştır. Bu yöntemler monarşiye kaynak sağlayan güç olsa da artan vergiler ve ayrıcalıklar toplumsal bölünmeler oluşturmuştu. Monarşiye karşı olanlar sadece ayrıcalıksız kesim değil, aynı zamanda asillerdi.[2]

Babil Kulesi (1563), Pieter Brueghel

Bu tarihsel gerçeklikleri La Boétie’nin yazdıklarıyla birleştirmek, La Boétie’nin tiranını daha iyi tanımlamamıza olanak sağlayabilir. Öncelikle La Boétie, eylemleri, ahlaki değerlerle açıklamıştır yani tanımladığı eylemlere alçaklık, kötülük, akla uygunluk, bilgelik gibi anlamlar yüklemiştir. Buradan hareketle esere bir ahlak yazısı niteliği yükleyemeyiz fakat bu özellik eserin yazıldığı dönemin etkisinin göstergesi olabilir. Süregelen Din Savaşları ve hümanist etki, La Boétie’nin daha kesin tepki vermesine engel olmuş olabilir. Bir eylemin failini belirlemek, onu suçlu olarak nitelemek ile failden etkilenenin tavrını ahlaki boyutla değerlendirmek arasında fark vardır. İlkinde kabahat tiranda, ikincisinde kabahat “gönüllü (iradi) kul”da bulunur. La Boétie’nin eserinde işaret ettiği tiran, hem tanımlamalardan ötürü hem de daha sonraları yakın arkadaşı Montaigne’in yapacağı açıklamalardan ötürü muğlaktır. La Boétie’nin tiranının Fransa monarşisi olmadığı Montaigne tarafından defalarca söylenmiştir. Montaigne, Fransa’da birleşen Protestan cemaatin yani Huguenotların İradi Kulluk Üzerine Söylev’i kendi manifestoları gibi sahiplenmelerine karşı durmak için böyle bir açıklama yapmış, La Boétie’yi aklamıştı. La Boétie’nin asıl isteği halkın tirana gösterdiği iradi kulluğunu öğrenmesi ve tiranın da tanrı tarafından cezalandırılmasıydı.[3] Dolayısıyla “bu kara tabloya karşı çözümü bir devrim ya da reform çağrısı değil, öte dünyadaki bir cezalandırma beklentisiydi.”[4]

Eserinde üzerinde durduğu başlıca sorun, tiranın devamlılığıdır. Nasıl oluyor da bu kadar insan kendilerinin güç verdiği ve yine kendilerinin alaşağı edebileceği tek bir tirana (Bir’e) katlanmaya devam ediyorlardı? La Boétie’ye göre, tiranın verdiği acıyı kabullenmek ve hatta kendi deyimiyle sevmek, Bir’in adıyla büyülenerek ona sefilce hizmet etmek “iradi kulluk”tu.[5] La Boétie, daha çok, tiranın yaptıkları peşinde değil, kalabalığın eylemlerinin peşindedir.

Eserde kalabalığı yani halkı incelerken önem verdiği kavramlardan biri “özgürlük”tür. İnsan, doğal olarak özgürdür ve kimsenin kulu ya da kölesi değildir.[6] Fakat özgürlüğünden fire vermeye başladığı anda geri dönmesi zordur çünkü özgürlüğün ne olduğunu unutur. O kadar unutur ki, özgürlüğünden feragat etmemiştir de köleliğinden kurtulmuştur sanki.[7] Kulluk etmemeye karar verdiği an ise yine özgürdür.[8]

Diğer önemli mesele ise “eşitlik”tir. Eşitliğin de doğallığına “Tanrının vekili olarak doğa… hepimizi tek bir dökme kalıbından çıkmışçasına, aynı biçimde yapmıştır.[9] şeklinde bir açıklama getirmiştir. Bazıları güçlü, bazıları zeki, bazıları zayıf olarak yapılmışsa da doğa durumunda amaçları birbirini ezmek değildir.[10] Doğa durumuna bağlılık sonucunda oluşacak ilişkiyi idealist bir sevgiye bağlar. La Boétie’ye göre doğa göreneklerden daha az erke sahiptir.[11] Sonuç olarak doğa durumunda iyiyizdir ama bu iyiliğin bakımı yani doğal olanın bakımı yapılmazsa yok olup gidecektir.[12] Doğaya karşıt bir pozisyona koyduğu “eğitim” ise bizi şekillendirecektir ve “iyilik” yok olacaktır.[13] Fakat doğal olanın bakımı hakkında La Boétie’nin tasvirler haricinde pek de bir şey açıklamadığını görmekteyiz.

Kendilerinin azarlanmasına göz yummayı tercih eden halkı iradi kulluk meselesi üzerinden ele alsa da günün sonunda döneminde bir tiran belirleyemediği ya da tirana karşı gelecek bir özne belirleyemediği dolayısıyla isyana, karşı koymaya teşvik etmediği için olağan durum devamlılığını meşru kılacak bir teori yaratmıştır. Bu metnin günümüzde okunup gündemde tutulma arzusunun yani yaratılmış canlılığının arkasında tam da bu sebep yatabilir. La Boétie’nin teorisi olağan duruma dair “çoğunluğu suçlama” ve sonunda “elini taşın altına koyamama” trendlerini yaratır. Tepki verme eylemi bile sessizleştirilmiştir. Çünkü La Boétie, özgürlükten haberi olmayan insanı da suçlamaz, onun tiranı suçlamayışını normal görür.[14]

Günümüzde bu Söylev üzerinden kalabalığı değerlendiren kesimin atladığı en önemli nokta bu kesimin kendi eylemine zaten yabancılaşmış bireyler olmalarıdır. Dolayısıyla özgürlük zaten bilinmemektedir. Ayrıca günümüzde La Boétie’nin tiranını sadece siyasal alanda aramak ve buradan hareketle sadece yönetenleri suçlamak, hatalı olacaktır. La Boétie, tiran ile onun gözdeleri arasında bir ayrım yapar. Yönetici kesimini tiranın gözdeleri olarak görmüş ve gözdelerin zenginlik için tiranın yakınında olduklarını belirtmiştir.[15] İnsanların da yönetene karşı gelebildiklerini fakat tirana karşı gelmeyi akıllarına getirmediklerinden yakınmıştır. [16] La Boétie, tiranın nasıl bir şey olduğunu keskin bir şekilde afişe etmese de onun tiran ve gözdeler üzerinden yaptığı ayrımdan hareketle, tiranı günümüzde sadece bir kurum ya da bir insan olarak düşünmek eksik kalacaktır. La Boétie, ideoloji gibi etkili bir bilinç biçiminden hiç bahsetmese de yönetici kesimin hizmet ettiği ideolojiyi, bir tiran olarak yorumlayabiliriz.

La Boétie’nin gündeme taşınan fakat günümüz için daha da gerçekliği olmayan bir başka fikri ise halkın tiran karşısındaki eylemsizliği sonucu tiranın gücünü kaybedeceği görüşüdür. Ona göre ateşe odun atılmazsa ateş zamanla söner yani tiran yağmaladıkça güç kazanır, yağmalanmasına müsaade edilmedikçe kendiliğinden gücü kaybolacaktır.[17] Fakat bu mümkün değildir çünkü yağmalama işlemi de iradi bir mesele hatta zorunlu bir mesele olarak karşımıza çıkar. Yani ekonomik gücü yerinde olan bir tiranı alt edebilmek, sanıldığı gibi ona ödün vermemekle çözülecek mesele değildir. Çünkü ürünler, temel ihtiyaç düzeyindedir ve ürünlere ulaşım yani tüketim de temel ihtiyaçtır. Temel ihtiyaç için tirana ödün verilmesi durumunda, kalabalığın “iradi” kulluğundan değil, “zorunlu” kulluğundan bahsetmemiz gerekecektir.


Not: Hatalarımı düzelten ve yazının başlığı dahil olmak üzere bana çokça fikir veren Ateş Uslu ve M. Ertan Kardeş hocalarıma çok teşekkür ederim…


[1] Ellen Meiksins Wood, Özgürlük ve Mülkiyet, çev. Oya Köymen, İstanbul, Yordam Kitap, 2016, s. 173.

[2] Wood, s.174.

[3]Etienne de La Boétie, Gönüllü Kulluk Üzerine Söylev, çev. Mehmet Ali Ağaoğulları, Ankara, İmge Kitabevi, 2018, s.62.

[4] Ateş Uslu, Siyasal Düşüncelerin Toplumsal Tarihi, Cilt II, İstanbul, Yordam Kitap, 2021, s.107.

[5] La Boétie, s.18-19.

[6] La Boétie, s.28.

[7] La Boétie, s.32.

[8] La Boétie, s.26.

[9] La Boétie, s.27.

[10] La Boétie, s.27.

[11] La Boétie, s.33.

[12] La Boétie, s.33.

[13] La Boétie, s.33.

[14] La Boétie, s.37.

[15] La Boétie, s.55.

[16] La Boétie, s.61.

[17] La Boétie, s.24.