Tarihsel Süreci ve Temel İlkeleri ile Gündelik Hayatın Sosyolojisi | Mustafa Demirkan

0
2497

İş ve okul hayatımız dışında, kamusal alanda da her birimiz kendimize özgü davranış örüntüleri sergileriz. Pazar alanları, parklar, caddeler, kafeler, sinema salonları vb. birçok mekânı gün içinde farkında veya farkında olmadan tüketir ve bu mekânlarda diğer insanlarla dolaylı ya da doğrudan etkileşimlerde bulunuruz. Sokakta birisiyle karşılaşmak, bir arkadaşla birkaç söz etmek, günlük alışverişini yapmak için marketteki kasiyer ile kurulan etkileşim yani önemsiz ve ilginç olmayan etkinlikler, bir gün boyunca üzerinde düşünmeden yaptığımız şeyler gibi görünebilir. Gerçekte, böylesine önemsiz görünen toplumsal etkileşim biçimlerinin incelenmesi, sosyoloji disiplini açısından büyük bir önem taşımaktadır. Günlük hayatımızdaki toplumsal etkileşimler sosyolojik araştırmanın en kapsayıcı alanlarından birisidir (Giddens, 2013, s. 168). Giddens’a göre bunun üç nedeni vardır:

İlk olarak, bizim gündelik rutinlerimiz, ötekilerle sürekli olarak giriştiğimiz etkileşimler ile bizim yaptıklarımıza yapı ve biçim kazandırır. Bunları inceleyerek toplumsal varlıklar olarak kendimiz ve toplum yaşamının kendisi hakkında çok şey öğrenebiliriz. Yaşamımız, her gün, her hafta, her ay ve her yıl benzer davranış kalıplarını yineleme yoluyla düzenlenmektedir. Örneğin, dün ve ondan önceki gün neler yaptığınızı bir düşünün. Eğer bu günler hafta içindeyse, öncelikle, her gün hemen hemen aynı saatte kalkmış olmanız olasıdır (tek başına önemli bir rutin). Her gün yaptığınız gibi, sabahleyin erken bir saatte yaptığınız yolculuk sonucu okula giderek derse girmişsinizdir. Belki de öğle yemeğini bir arkadaşınızla yemiş, öğleden sonra tekrar derse gitmiş ya da kendi başınıza çalışmışsınızdır. Daha sonra, aynı yollardan eve dönmüş, akşam da olasılıkla arkadaşlarınız ile dışarıya çıkmışsınızdır.

Kuşkusuz, günbegün izlediğimiz rutinler aynı olmayacaktır; genellikle hafta sonları izlediğimiz etkinlik kalıplarımız, hafta içinde izlediklerimizden farklıdır. İş bulmak için üniversiteyi bırakmak gibi, yaşamımızda önemli bir değişiklik yaparsak, günlük rutinlerimizde bir değişmenin olması genellikle kaçınılmazdır; ancak daha sonra yeni ve daha düzenli bir alışkanlıklar bütünü oluşturabiliriz.

İkinci olarak, günlük yaşamın incelenmesi bize, insanların gerçekliği değiştirecek biçimde yaratıcı eylemlere nasıl girişeceğini gösterir. Toplumsal davranış bir ölçüye kadar roller, normlar ve paylaşılan beklentiler gibi güçler tarafından yönlendirilir ise de bireyler gerçekliği, geldikleri kökenlere, çıkarlara ve güdülere göre farklı farklı algılamaktadır. Bireyler, yaratıcı eylemde bulunma yeteneğine sahip olduğundan, aldıkları kararlar ve giriştikleri eylemlerle gerçekliği sürekli olarak biçimlendirirler. Başka deyişle, gerçeklik insanların birbirleriyle etkileşimi sonucu yaratılır.

Üçüncü olarak, günlük yaşamdaki toplumsal etkileşimin incelenmesi, daha büyük toplum düzenleri ile kurumların anlaşılması için yararlıdır. Büyük ölçekli toplum düzenlerinin hepsi, aslında bizim günlük olarak içine girdiğimiz toplumsal etkileşim kalıplarına bağlıdır. Sokakta birbirinin yanından geçen iki yabancı örneğini ele alalım. Böyle bir olay, büyük ölçekli, daha kalıcı toplumsal örgüt biçimleriyle pek az doğrudan ilişkili diye görünebilir. Ne ki, bu türden pek çok etkileşimi dikkate aldığımızda, durum artık böyle değildir. Modern toplumlarda, kasaba ve kentlerde yaşayan insanların büyük çoğunluğu, kişisel olarak tanımadıkları başka insanlarla sürekli olarak etkileşim içine girerler. Uygar kayıtsızlık, bütün gürültülü kalabalıkları, geçici nitelikteki kişisel olmayan ilişkileriyle birlikte kent yaşamına sahip olduğu niteliği veren mekanizmalar arasındadır (Giddens, 2013, s. 168-169).

Gündelik hayat, tüm insan eylemleriyle derinden ilişkilidir ve tüm faaliyetleri, farklılıkları ve çatışmaları içerir (Esgin, 2018, s. 19). Gündelik hayat, bireyin sosyalizasyon sürecinden başlayarak toplumun içinde fert olabilmesini sağlayan ilişkilerin toplamıdır.

Gündelik hayat çalışmalarının öncülüğünü, sosyolojilerini yorumsamacı bir bakış açısıyla sürdürmeyi amaçlamış olan Weber ve Simmel’e kadar götürebiliriz. Özellikle Simmel’in döneme hâkim olan Fransız Ekol’ünün ya da diğer bir deyişle Durkheimcı geleneğin katı pozitivist anlayışıyla tabiri caizse bir savaş halinde olan formel sosyolojisi, dönem içinde popülerliği korunan makro konulardan ziyade, mikro düzeydeki hususlar üzerinde duran, biçimin yanında içeriğin de yadsınamaz bir değeri olduğunu söyleyen ve toplum içindeki karşılıklı etkileşimleri temel sorunsalları haline getirerek dönemine aykırı olmasına rağmen günümüz sosyolojisinin temel uğraşlarına göndermeler yapan, tanımlayan ve bize sosyolojisinin tüm metodolojik veçhelerini de aktaran çalışmalara imza atmıştır. Ona göre toplumdaki yapılar bizzat toplum tarafından şekillendirilip bireye indirgenmemektedir. Bireyler, kurumların tahavvülünde temel oluşturucu rolleri olan, biricik özerk kimselerdir. Zaten bu biricik ve özerk kimseler birleşerek toplumsallığı meydana getirmektedir.

“Atomların birbirleri üzerindeki enerji etkileri maddeyi, bizim şeyler olarak gördüğümüz sayısız biçim içine sokar. Keza bir insanın kendi içinde yaşadığı ve onu dışarı, diğer insanlara doğru iten itki ve çıkarlarda bütün topluluk biçimlerini meydana getirir ve bu biçimler sayesinde ayrı ayrı bireylerin toplumundan ibaret olan bir topluma dönüşür” (Simmel, 2015, s. 134).

Weber’in ve Simmel’in geleneğinden ilerlersek Alman Ekolü ile bütünleştirilmiş sembolik etkileşimcilik anlayışını sürdüren gelenekler arasında yer alan Chicago Okulu, “düşünsel kaynaklarını James, Dewey, Mead’in felsefeleri ile [yine] Simmel sosyolojisinin oluşturduğu pragmatist ve formel bir sosyoloji inşasına sahip ekolün çalışmaları gündelik hayat sosyolojisinin temellerini atmıştır” (Mollaer, 2018, s. 104).

Husserl ve Schutz’un hem çağdaş sosyolojiyi hem de gündelik hayat sosyolojisini etkileyen ortak çalışmaları sonucu kavramsallaştırdıkları Fenomenoloji Kuramı, yöntem olarak bir çığır açmış olan Harold Garfinkel’in Etnometodoloji adlı çalışması da gündelik hayat sosyolojisinin bugünkü anlam haritasındaki temel basamakları oluşturmaktadır.

Gündelik hayatın morfolojik olarak da içinde barındırdığı “gündelik olan” bilgisi bilişsel devrimin gerçekleşmesinden bugüne insanın yeme, içme, barınma, üretme, güvenlik, soyun yeniden üretimi gibi yaşamın devamlılığını sağlamak için geliştirilen basit etkinliklerle, toplumsal iş bölümünün arasına dağılmış bir yığın işi kapsamaktadır. İnsan belirli bir eylemi gerçekleştirirken bu eylemleri düşünceleriyle, duygularıyla sınayan, bilgi biriktiren ve değerlendiren bir varlık olduğuna göre, anlamlandırmayı, değerlendirmeyi, çözümlemeyi, deneyimi ve yerleşmiş ilişkileri, “gündelik olan”ın dışında tutmak olanaklı olmayacaktır (Şahin ve Balta’dan akt. Doğan, 2006: 95).

Dikkate alınması ve karıştırılmaması gereken noktalardan biri gündelik olan ile gündelik hayatın birbiri yerine kullanılmasının bir anlam kaymasına yol açabileceğidir. Gündelik hayat gündelik olanı içinde barındırmakla birlikte özellikle endüstri devriminin etkileriyle ancak modern insanın habitusu çerçevesinde tartışılabilir. “… gündeliklik ve gündelik hayat tarih taşımasa da tarihsel bir olgudur. Bunlar, öteden beri kullanılagelen, alışılmış, gündelik olan etkinliklerin, içlerindeki şiiri kaybettikleri noktada (modern kapitalist toplum ve ona has zaman kullanımıyla birlikte) ortaya çıkmıştır” (Doğan, 2006, s. 95). Lefebvre’nin de belirttiği üzere “Gündelik hayat, modernlik ile birleşen şeydir. Modernlik kelimesinden, yeni olanın ve yeniliğin işaretini taşıyan şeyi anlamak gerekir: Parlaklıktır, paradokstur, teknik veya dünyevilik tarafından damgalanmış olandır. (…) Gündeliklik ve modernlik, karşılıklı olarak birbirini belirtir ve gizler, meşrulaştırır ve telafi eder” (Lefebvre, 2016, s. 30-32).

Marksist bir perspektif ile gündelik hayatı yorumlayan Lefebvre için devrim ancak gündelik hayattan başlayarak gerçekleşebilir. Toplumu değiştirebilmek, gündelik hayata inebilmek ile gerçekleşir. Gündelik hayat onun için toplumsal değişimin apriorisidir. Marx’ın insanın potansiyel gücü olarak tasvir ettiği praksis kavramı da gündelik hayatın içinde saklıdır. “Praksis’in akılcı çekirdeği, gerçek merkezi gündelik hayattadır” (Lefebvre, 2016: 43). “Lefebvre’ye göre gündelik hayatın ifşasını önemli kılan şey, onun içerisinde barındırdığı zenginliklerin, zenginlikleriyle doğru orantılı olarak yine içerisinde barındırdığı gizemlerin çözümlenmesiyle ilişkilidir” (Esgin, 2018, s. 25).

Üretim de bizzat gündelik hayatın içinde gerçekleşmektedir. Nesilden nesile aktarılan ideoloji ve kültür de aslında bir praksistir. Topluma yön vermenin, kaynakları bölüştürmenin dolayısıyla üretime yön vermenin bir yoludur. En geniş anlamda bir üretme tarzıdır (Lefebvre, 2015, s. 43-44)

De Certeau’ya göre de gündelik hayat içinde bir üretim mevcuttur. O, sosyolojisinin iki temel dayanağının Foucault (2016) ve Bourdieu (2017) olduğunu söyler. Foucault’nun

iktidarlara karşı söylemlerini ve Bourdieu’nun habitusunu kendi sosyolojisine sentezleyebilmiş olan De Certeau için iktidar, ideolojilerini halk üzerinde etkin hale getirebilmek ve kontrolü altında tutabilmek amacıyla belirli stratejiler geliştirmektedir. Azınlıklar ise bu tahakküme boyun eğmek yerine direnmeyi seçer ve stratejilere karşı belirli taktikler geliştirir. Bu stratejiler ve taktikler yalnızca gündelik hayat içinde üretilir ve gerçekleştirebilir. “Günlük yaşam, düzenbazlık yapmak, dolap çevirmek yani işini kendince yürütmek için herkese binlerce yol yardam sunar insana” (Certeau, 2008: 44).

Sosyolojik olarak, gündelik hayatın önemini peşinen kabul etmek kolaydır. Fakat bir sosyolojik nesne olarak gündelik hayat incelenmek istendiğinde sosyoloji için dikkate değer, gözle görülür sosyolojik olguları ortaya çıkarmak zordur. Çünkü gündelik hayat bireyin yaşamında belirsiz bir yerde durur. Birey toplumsal yaşamını oluşturan diğer unsurlara göre gündelik hayatı daha bilinçsiz bir şekilde yaşar. İş yerinde çalışan veya okulda okuyan bir birey nerede ne yapacağı ile ilgili bir düşünme faaliyeti gerçekleştirir. Gündelik hayat ise bireyin aldığı kültür çerçevesinde kendiliğinden gerçekleşir. Buna rağmen gündelik hayatın sosyolojisini yapabilmek, gündelik hayatı oluşturan öğeleri tek tek açıklamakla mümkün olmaktadır. Gündelik hayatı tanımlarken, içinde yaşadığımız toplumun gündelikliğini (ve modernliğini) doğuran özelliklerini saptamak zorunludur (Nacak, 2011:  9-10).

Gündelik hayatta incelemeler yapan sosyologlardan birisi de Erving Goffman’dır. “Goffman, Shutz’un ifade ettiği ‘gündelik dünya özel değildir, başkalarıyla paylaşılır’ önermesini bir takım aktörün oynadığı toplumsal rollerle açıklar. Gündelik hayatın aktörleri Goffman’a göre özel olanı saklar ve toplumsal alanda olmak istediği rolü oynar” (Nacak, 2011: 10). Goffman bize içinde bulunduğumuz toplumsal etkileşimleri yine içinde bulunduğumuz toplumun bizlere atfettiği birtakım roller vasıtası ile gerçekleştirdiğimizi söylemektedir. Dramaturji olarak kavramsallaştırdığı görüşünde hem aktörler hem de seyirciler belirli roller içindedir. Sahnenin arkası ise özel olandır.

Michael Gardiner, Gündelik Hayat Eleştirileri (2016) adlı kitabında gündelikliği (everydayness) şöyle anlatır:

“Gündelik hayat bizim doğa ile dönüştürücü bir praksis içine girdiğimiz, yoldaşlığı ve aşkı öğrendiğimiz, iletişimsel becerileri edinip geliştirdiğimiz, normatif kavramları pragmatik biçimde formüle edip uyguladığımız, çok çeşitli arzuları, acıları ve coşkunlukları hissettiğimiz ve eninde sonunda sönümlediğimiz hayati önemdeki çevredir. Kısacası gündelik hem bireysel hem de kolektif anlamda, bizim kendi çok yönlü becerilerimizi geliştirdiğimiz ve tümüyle bütünleşip gerçek anlamda insan olduğumuz ortamdır” (Gardiner, 2016: 14-15).

Peki Gardiner’in gündelik hayat tanımını dikkate aldığımızda ve kabul ettiğimizde içerisine girmiş olduğumuz dönüştürücü praksis, edindiğimiz iletişimsel beceriler, gün içindeki arzularımız, acılarımız, coşkularımız, gerçek anlamda insan olduğumuz yer neresidir? Gündelik hayat hangi aşamalarda ve hangi amaçlarla nerede gerçekleşmektedir?

Var olan ve yaratılmış olan yani doğa tarafından sunulmuş ve insan tarafından tasarlanmış, içinde insanı barındıran tüm mekânlar bizim gündelik yaşam pratiklerimizi gerçekleştirdiğimiz, deneyimlediğimiz alanlar kümesidir.

Buradan çıkarılması gereken yargı açıktır ki mekânların darlığı ile karşılaşma ve etkileşimlerimizdeki azalma oldukça paraleldir. Bu sebeple dışarısı, bizi aktifleştiren etken nedenlerimizin başındadır. Bu sebeple kapatılma, yani “dışarıdan mahrumluk” yıllardır tartışılagelmektedir. Dolayısıyla dışarısı, gündelik hayatı; gündelik hayat ise dışarısını oluşturarak karşılıklı ve grift bir şekilde insan hayatında yer edinmelidir. Aksi halinin sürekliliği ise bizi anomiye bile itekleyebilir.

Kaynakça

Bourdieu, P. (2017). Ayrım: Beğeni Yargısının Toplumsal Eleştirisi (2. b.). (D. Fırat, & G. Berkkurt, Çev.) Ankara: Heretik Yayınları.

Certeau, M. (2008). Gündelik Hayatın Keşfi (Cilt I). (L. A. Özcan, Çev.) Ankara: Dost Kitabevi Yayınları.

Doğan, A. E. (2006). Mekân Üretimi ve Gündelik Hayatın Birikim ve Emek Süreçleriyle İlişkisine

Kayseri’den Bakmak. Praksis(16), 91-122.

Esgin, A. (2018). Gündelik Hayat Sosyolojisi: Tarihsel Süreç ve Temel İlkeler. A. Esgin, G. Çeğin, A. Esgin, & G. Çeğin (Dü) içinde, Gündelik Hayat Sosyolojisi: Temalar, Sorunsallar ve Güzergahlar. Ankara: Phoenix Yayınevi.

Foucault, M. (2016). Özne ve İktidar (5. b.). (I. Ergüden, & O. Akınhay, Çev.) İstanbul: Ayrıntı Yayınları.

Gardiner, M. (2016). Gündelik Hayat Eleştirileri. (D. Özçetin, B. Taşdemir, & B. Özçetin, Çev.) Ankara: Heretik Yayınları.

Giddens, A. (2013). Sosyoloji (1. b.). İstanbul: Kırmızı Yayınları.

Lefebvre, H. (2015). Gündelik Hayatın Eleştirisi (Cilt II). (I. Ergüden, Çev.) İstanbul: Sel Yayıncılık.

Lefebvre, H. (2016). Modern Hayatta Gündelik Hayat. (I. Gürbüz, Çev.) İstanbul: Metis Yayınları.