GAP Bölgesi Özelinde Kırsal Kalkınmanın Görünmeyen Yüzü: Toplumsal Cinsiyet Örüntüleri Merkezli Yoksulluk | M. Uğur Karaoğlan

0
975

Öz

Kadın ve erkek olmanın biyolojik özellikler dışındaki toplumsal anlamı İngilizcede “gender” sözcüğüyle tanımlanmıştır. Türkçede ise, özellikle son zamanlarda bu anlamın karşılığı “toplumsal cinsiyet” ifadesiyle dile getirilmiştir. Toplumsal cinsiyet, toplumun görmek istediği kadın ve erkeğe verilen kalıp yargılardır. Bu kalıplar ise toplumdan topluma farklılıklar göstermektedir. Özellikle toplumsal cinsiyet ile cinsiyet apayrı kavramlardır. Cinsiyet, kadın ve erkek olmanın genetik veya biyolojik yönünü ifade ederken; toplumsal cinsiyet ise, sosyolojik tahayyülde içinde yaşanılan toplumun ürettiği kalıplarla ilgilidir. Toplum bir anlamda erkek ve kadınlara toplumsal cinsiyet rolleri öğretmektedir. Kadın ve erkek cinsiyetleri kendilerinin sunum şeklini, konuşmasını, davranış kalıplarını ve giyim kuşam kodlarını toplum tarafından öğretilen kalıplar mahiyetinde hareket ederler. Bunu ise özellikle toplumsallaşma sürecinde öğrenmektedirler.

Kırsal alanda görülen kadın yoksulluğunu da bu bağlamda yorumlamak mümkündür. Özellikle kalkınmanın dağılımlarına eşit erişilememe durumu kadınları dezavantajlı hale getirmeye zorlamaktadır. GAP’ın imkânlarından demokratik anlamda yararlanamama ve halende etkisini sürdürmekte olan bölgedeki ataerkil sistemin başat olması kalkınmanın görünmez yüzünü netleştirmektedir. Özellikle bu durum en çok kırsal alanlarda belirginleşmekte ve bu ise birtakım sorunların yaşanmasına zemin hazırlamaktadır. Yoksulluğun ilk olarak küreselleşmeyle hız kazanmış olması rastlantısal değildir. Çünkü küreselleşmeyle birlikte kentsel yapı daha da önem kazanmış ve bu durum kırsal alanı bir nebze de olsa dezavantajlı konuma itmiştir. Hal böyle olunca da gerek ekonomik, gerek sosyal ve gerekse insani anlamda kalkınma girişimleri kırsal bölgelerde farklı zihniyetlerde oluşuvermiştir. Biz de çalışmamızı bu odakla sürdürerek konuya dair literatürü zenginleştirmeyi hedeflemekteyiz.

Anahtar Kelimeler: Toplumsal Cinsiyet Eşitsizliği, Kalkınma, Kırsal Kalkınma, Kadın Yoksulluğu.

Giriş

Cinsiyet” kavramı toplumsal kimliğin önemli ögelerinden biridir. Toplumsal cinsiyet, erkek ve kadınların birbirlerinden farklı olmasına yol açan biyolojik niteliklere değil, erkeklik ve kadınlık hakkındaki toplum tarafından oluşturulmuş özelliklere vurgu yapar. Kadınlarla erkekler arasındaki farklar üzerinde biyolojik yapının ve çevresel faktörlerin oynadığı rol hakkında ve bunların terminolojiye yansıması konusunda farklı görüşler vardır. Biyolojik temeli olan farklılıkların “cinsiyet” ile sosyokültürel temeli olan farklılıkların da “toplumsal cinsiyet” ile ifade edilmesi gerektiğini savunanlar olduğu gibi, kadınlarla erkekler arasındaki farklılıkların ikisinden de kaynaklandığını ve ayrı nedenler olarak gösterilmesinin uygun olmadığını ileri sürenler de vardır. Toplumsal cinsiyet (gender) terimini, feministler, kadınlar ile erkekler arasındaki farklılıkların kültürel ve sosyal açıklamalarını vurgulamak üzere kullanmayı tercih ederken, bazıları da cinsiyet (sex) terimini politik olarak yanlış buldukları için kullanır, kimileri de bu iki terimi birbiri yerine geçecek şekilde kullanır.

Kırsal kalkınma alanında görülen yoksulluğun temelinde de bu etkenler yatmaktadır. Kadına dair farklı imajlar, onu toplumsal anlamda edilgen kılmanın yanı sıra işgücü alanında da farklı izlenimler bırakmaktadır. İmkânlara eşit erişememe durumu kırsal alanda çok belirgin bir şekilde görülürken bu paylaşımdan payını alamayan kesimin genellikle kadın ve çocuklar olduğu bilinen bir gerçekliktir. Kadınlar, kırsal bölgelerde dezavantajlı duruma düşerek kalkınmanın adil dağılımından yeterli derecede hakkını alamamaktadır. Tüm bu durumlar kalkınmanın demokratik ve eşitlikçi yönüne ters düşerek özellikle kırsal alanda birtakım yoksullukların yaşanmasına zemin hazırlayabilmektedir. Araştırmalar da gösteriyor ki bu durumdan en çok kadınlar etkilenmektedir. Gerek ataerkil yapı gerekse özellikle ülkenin doğusunda etkisini geçmişe nazaran yitirmiş de olsa aşiret gerçeği, kırsal bölgelerde kadınlar özelinde birtakım sınırlamalar getirebilen neden arasında görülebilmektedir.

  1. GAP Bölgesi Kentleri Bağlamında Kırsal Kalkınma ve Kadın Yoksulluğu

Kalıp yargılar, belli bir grubun bütün üyelerinin özellikleri hakkındaki organize edilen toplumsal inançlardır. Toplumsal cinsiyet kalıp yargıları ise, toplum içindeki kadın ve erkeklerde var olduğu düşünülen psikolojik ve davranışsal niteliklere ilişkin katı, aşırı genellenmiş normların tümüne denir (Yaşın Dökmen, 2015: 31; Yumuşak & Şahin, 2013: 40).

Biz de çalışmamızı bu temele yaslandırarak inşa etmeyi hedefleyeceğiz. Özellikle kırsal alanda görülen kadının fırsatlardan yeterli derecede erişememe durumu onları bazen sosyal olandan soyutlamaktadır. Toplumsal anlamda kendi becerisini ve yeteneğini tam anlamıyla gösteremeyen kadın, hane ekonomisine ve gelir dağılımına ulaşamama engeliyle karşılaşmaktadır. Tüm bu unsurları kaile alarak metnimizi sırasıyla kalkınmanın tanımlarına –ve özelde kırsal kalkınmaya- yer verdikten sonra taşrada görülen yoksulluğun sosyolojik analizini yapmaya gayret göstereceğiz.

Kalkınma; sosyal, ekonomik ve insani olarak refahı yükseltmek adına gerçekleşen planlı stratejiler bütünüdür. II. Dünya Savaşı sonrası politik kimliğiyle ortaya çıkan kalkınma, savaşın meydana getirdiği krizlerin ve tahribatların onarımını kendisine ilke edinmiştir. Bu koşullar bağlamında gelişmiş ülkeler, az gelişmiş ülkelere birer ölçüt rolüne sahip olarak birtakım politikaları o tarz toplumlara benimsetmek istemiştir. Merkez-Çevre paradigmasının klasik özelliklerinin yerini alan bu post-modern sömürgeci zihniyet çoğu kez az gelişmiş ülkelerde yoksulluğu ve özellikle buna bağlı olarak payların eşit dağıl(a)mamasını beraberinde getirmiştir. Bu durum kırsal alanda daha belirgin olarak yaşanırken özellikle kırsalda yaşayan kadınların emeklerinin görmezlikten gelinmesi bazı sorunları doğurmuştur.

Kalkınma kavramı ilk olarak ekonomik literatürde II. Dünya Savaşı’ndan sonra ivme kazanmış olup; daha sonra 1970’lerden itibaren iktisadi popülistliğini kaybetmiştir. Bir başka ifadeyle, savaş sonrası krizler, bunalımlar ve uluslararası sıkıntılar iktisadi kalkınmanın temelini atmış ancak ihmal edilmiş olan insanı ve kültürel kalkınma kavramına olan arayışlar nedeniyle 1970’lere kadar politikasını sürdürmüştür (Erbay & Özden, 2013: 5). Kimi uzmanların belirttiğine göre, aslında iktisadi kalkınma, bir nebze de olsa sosyal kalkınmayı da içine alan geniş bir yelpazeye sahiptir (Ökten & Çeken, 2008b: 108).

Toplum, müreffeh bir amaca ulaşma maksadıyla bir araya gelen insan gruplarından oluşur. Devletler ise bu oluşumu desteklemek gayesiyle toplumun ihtiyaçlarına çözüm sunacak politikalar; gelişmesi ve ilerlemesi adına kalkınma stratejileri yürütürler. Çünkü sosyal bir varlık olan insan, psikolojik, sosyolojik ve biyolojik olarak yaşamını sürdüren spritüel bir varlıktır (Tarhan, 2020: 691). Bu tanımdan da anlaşılacağı üzere insan, gelişmeye açık, değişken, dinamik ve farklı formlar içerisinde sürekli şekillenen bir canlıdır. Kaynakların dağılımı, üretim teknikleri, kurumsal yapı, toplumsal değerler, insanların tutum ve davranışlarını değiştirmekte ve bu davranış kalıplarına bir yön vermektedir (Tolunay & Akyol, 2006: 118).

Soğuk Savaş dönemine adım atılmasıyla birlikte gelişmekte olan ülkeler insani kalkınma potansiyelinde ilk sıralarda yer almaktadır. Bunun en bariz örneği, o ülkelerin nüfuslarındaki ortalama yaşam sürelerinde görülen hızlı artıştır. Gelişmekte olan ülkelerdeki bir diğer başarılı oldukları alan ise eğitimdir. Modern toplumlarda eğitim seviyesinde insan kapasitesi son derece gelişmiştir. Artık bugün toplumların temel gayesi sadece iktisadi gelişme değil onun yanında siyasi, sosyal ve kültürel gelişmeler de söz konusudur. Bu çerçevede eğitim yatırımları, iktisadi kalkınmanın ve büyümenin temel unsuru olan insan yetişmesinde önemli rol oynayan “sosyal yatırım”lardır. Eğitimle birlikte vasıflı insanlar yetiştirilip iktisadi faaliyetler mümkün kılınmaktadır. Elbette ki eğitimin gelişmesinin arka planında bilimsel ve teknolojik alanlarında hızlı ilerlemesinin katkısı vardır (Mıhçı, 1996: 76-77; Eröz, 2014: 356-357).

Hiç şüphesiz üç tür kalkınma modeli de sürdürebilirlik özelliğine sahip olduğu ölçüde verimlilik elde eder. Fakat bu durum toplumun her kesiminde eşit olarak hissedilmez. Özellikle kırsal alanda kalkınmanın kadınlar üzerinde yoksulluk yarattığı gerçeği maalesef ki ortadadır. Paylardan eşit olarak dağıtımın gerçekleşmediği ve daha çok payların erkek elinde toplandığı gerçeği konuyla alakalı pek çok araştırmada yer verilmiştir. Kadının emeğinin görmezlikten gelinmesi bunun bariz örneklerinden biridir. Bu konuya değinmeden önce kırsal kalkınmanın tanımını yapmakta yarar vardır.

Kırsal kalkınma, kırsalda yaşamını idame eden toplumların ekonomik ve sosyal amaçlar ile gelişmiş toplum statüsüne dönüştürüldüğü bütünleşik bir süreci ifade eder (Tolunay ve Akyol, 2006:122). Kırsal kalkınmanın amacı, sadece kırsal alanlarda yaşayan yoksul kitlenin refah seviyesinin yükseltilmek değil aynı zamanda bu alanlarda yaşayan bütün nüfus kitlesinin daha iyi koşullarda yaşamasını, varlıklarını sürdürmesini ve nüfusa yönelik çabalarının yanı sıra, kırsal yaşamın devamlılığının sağlanmasını, çevrenin korunmasını, doğal kaynakların sürdürülebilir kullanılmasını ve kırsal mirasın korunmasını hedeflemektir (Ökten & Tüysüz, 2017: 383). Kısaca özetlersek kırsal kalkınmanın gayesi, oralarda yaşayan insanların sosyo-kültürel boyutlarını geliştirerek diğer bölgelere oranla eşitsizliği bir ölçüde ortadan kaldırmaktır.

Türkiye, bölgelerarası gelişmişlik farkını azaltmak maksadıyla kalkınmayı sağlamak için çeşitli projeler üretmiş ve bu projelerin başında hiç şüphesiz GAP önemli bir yer almıştır. Bölgedeki nehirler üzerinde baraj, hidroelektrik santrali ve sulama tesislerinin inşası, kır-kent ve tarımsal altyapılara yatırım, ulaşım, sanayi, eğitim, sağlık, konut, turizm vb. sektörleri de içeren GAP, çok boyutlu, bütünleşmiş ve sürdürülebilir bir kalkınma projesi olarak karşımıza çıkar. Bugün çok boyutlu entegre bir nitelik kazanmış olan GAP, bölgenin zengin toprak ve su kaynaklarından yararlanmak amacıyla önce kendi içinde bir enerji ve sulama projesi olarak başlamıştır. Daha sonra özellikle sulama projelerinin uygulamaya konulmasıyla bölgede her alanda büyük değişiklikler olacağı düşüncesinden hareketle, projeden beklenen en yüksek yararın en az maliyetiyle alınabilmesi için farklı sektörlerdeki gelişmelerin zaman ve mekân itibariyle birbiriyle uyumlu olarak planlanması ve gerçekleştirilmesi hedeflenmiştir (Ökten ve Çeken 2008a; 17; Ökten ve Çeken 2008b; 110).

GAP’ın toplumsal yapı alanında getirmek istediği yenilikler ise şu şekilde sıralanabilir; Öncelikli olarak geleneksel örgütlenmelerden kalkınmaya engel olanların ortadan kaldırılmasını hızlandırıcı çağdaş örgüt ve kurumların etkinliğini artırmak ve bölgede yerel alt kültürlerin ve ulusal kültürün olumlu bir sentezini sağlayacak kültür kurumlarının etkinliklerinin yoğunlaştırılacağı bir altyapı oluşturmak hedefi öngörülmektedir. Ayrıca kalkınma sürecindeki değişimler göz önüne alınarak aile birliğini desteklemek ve aile içi demokratik ilişkileri güçlendirmek bir diğer önemli hedef olarak yer alır. Elbette bu politikaları gerçekleştirirken bölgesel kalkınmanın etkili bir biçimde gerçekleşebilmesi için nüfusun merkez köylerde ve orta büyüklükteki kentlerde yoğunlaşmasını sağlayacak özendirici önlemlerinde alınmasına dair stratejilere de yer verilmelidir. (Ökten ve Çeken 2008a; 18-19).

Her ne kadar kalkınma planları insani alanda eşitliği ön görse de özellikle, 1980’lerden sonra küreselleşme sürecinin dinamiğini oluşturan neoliberal politikalar, dünya çapında yoksulluğun yaygınlaşmasında ve derinleşmesinde büyük rol oynamıştır. Bu süreçle birlikte, işsizlik, sosyal adaletsizlik, kamu hizmetlerinde kısıtlamalar, gerek ülkeler arasındaki gerekse ülke içindeki gelir dağılımındaki adaletsizlikler artmış ve yoksulluk gitgide büyüyen bir sorun haline gelmeye başlamıştır. Bu istikrarsız ve dengesiz dağılım kalkınma sürecini de etkilemiştir (Köse, 2008: 1). Bu bilgiler ışığında GAP bölgesinde özellikle kırsal alanda kadın yoksulluğunu değerlendirecek olursak; sosyal politika hedeflerinde yer alan kadın ve genç kesime öncelik verilme planı özellikle kırsal alanda sadece teorikte yer aldığı görülmektedir. Kalkınmanın meyvelerine en erişemeyen kesim özellikle kırsal yaşamda kadın olarak görülür. Bu ise yoksulluğun cinsiyetçi yönünü tayin eder. Kadın yoksulluğunun nedenleri oldukça karışık yapıya sahiptir. Önemli öğelerden biri hem ev içindeki hem de ev dışındaki toplumsal cinsiyet iş bölümüyle ilgilidir. Ev işlerinin yükü, çocukların ve akrabaların bakımının sorumluluğu orantısız bir biçimde bugün de kadınların üzerindedir. Bunlar, onların ev dışında çalışma yetenekleri ve istekleri üzerinde önemli bir etkiye sahiptir (Giddens, 2012: 394).

Kırsal alanların daha ziyade yaş ve cinsiyete göre şekillenen toplumsal yapılar olduğu dikkate alındığında, kırsal kalkınma uygulamalarının da cinsiyetçi bir biçimde şekillendiği sosyal bir gerçeklik olarak karşımıza çıkar. Cumhuriyetin ilk yıllarında kurulan Halkevlerinin yanı sıra Köy Enstitülerinin de etkisi kadınlara olumlu yansımıştır (Ökten & Tüysüz, 2017: 385-386). Fakat belirttiğimiz gibi kırsal alanda teoride kalan kadın emeği pratiğe bir türlü tam anlamıyla yansımamıştır. Kadın, kırsal bölgede kalkınmanın adil dağılımından yararlanamayan bir konumda bulunmaktadır. Bu durum, incelemeye elzem bir probleme dönüştürülerek alanında uzman kişiler tarafınca gerçekleştirilen araştırmalarda veriler ölçütünde doğrular niteliktedir.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi kadınlarına yönelik en önemli katılımın 1990’lı yılların başından itibaren hız kazanan GAP ile yapıldığı görülmüştür. Lakin bölgenin katılımcılık açısından kadın profiline bakıldığında bu durum sadece teoride kalmış ve kadınlar dezavantajlı gruplar içerisinde yer almıştır. Kırsal alanda kadınlar erkeklere göre yönetim ve karar alma mekanizmasına daha az katılmakta, temel sağlık ve eğitim hizmetleri ile teknolojiden daha az yararlanmakta ve gelir kaynaklarına ulaşmakta güçlük çektikleri maalesef bilinmektedir. Başka bir ifadeyle, günümüzde kadın ve kalkınma konusu; kadının daha üretken olmasını ve emeğini daha etkin kullanmasını içermekten ziyade, kadının güçlenmesi, kadının üretim sürecindeki rolü ve işgücüne katılımı ve modern kurumlara ulaşabilme (yayım, eğitim, kredi, sağlık ve sosyal hizmetler vb.) yolları ve kendi emeği ve gündelik yaşam üzerindeki denetim gücünü artırabilmesi, erkeklerle eşit bir biçimde kalkınma sürecine eşitlikle katılabilmesi biçiminde algılanmakta ve kabul edilmektedir (Ökten & Tüysüz, 2017: 387-388).

Kısaca konumuzu yapılan bir araştırma verileri ışığında özetlersek; Ökten ve Tüysüz (2017), GAP bölgesinde yapmış oldukları saha araştırmasında kırsal kalkınmada görece bir yoksulluğun özellikle toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin olduğunu ve elde edilen bulgular çerçevesinde kadının herhangi bir gelirinin, toprağının veya arsasının, mülkiyetinin veya işletmesinin, sermayesinin yokluğundan bahsedilmiş; kadının emeğinin hiçe sayıldığını, kadının kalkınma politikalarında dezavantajlı bir konumda olduklarını ve kalkınmanın adil dağılımının gerçeklemediği için böyle bir neticenin oluştuğunu ifade etmişlerdir.

Sonuç

Kalkınmanın bazen adil kullanılmaması ve paylarının eşit dağıtılmaması bazı sorunları doğurmuştur. 1940-1960 yılları arası yoksulluk ve sefalet gibi toplumsal sorunların ekonomik kalkınmayla giderilebileceği anlayışı devam etmişken; 1970 ve sonrası olan süreçte bu anlayış dönüşüme uğrayarak salt ekonomik etkenin buna çözüm olmayacağı hatta kalkınmanın dengesiz şekilde harcama gerçekleştirerek, adil dağılımın gerçekleşmemesiyle gelir uçurumunun oluşarak işsizliği de arttıracağı fikri benimsenmiştir. Bunların yanı sıra özellikle kırsal alanda görülen toplumsal cinsiyet temelli kadın emeğinin hiçe sayılması yoksulluğun farklı bir boyutunu ortaya çıkarır. Paylara yeterli derecede erişememe ve bunların kaynağını oluşturabilecek güce sahip olan bölgenin yapısal özellikleri bu durumun önemini arttırmaktadır.

Bilinmektedir ki GAP bölgelerinin içinde yer alan kentlerin hemen hemen çoğunda –her ne kadar geçmişe nazaran eski gücünü yitirmiş olsa da- aşiret yapısı baskın olarak varlığını sürdürmektedir. Dolayısıyla aşiret sisteminin üyelerine kodlamış olduğu bazı cinsiyetçi/geleneksel kalıplar, -ailede karar verici gücün erkek aktörün olduğu, çok eşlilik ve çok sayıda erkek çocuğa sahip olma eğilimi gibi yargılar- kadının rolünü kırda belirleyen etmenler arasında yer alır. Bunların yanı sıra okur-yazarlık oranı yani eğitim düzeyi, sosyo-kültürel gelişme gibi bazı yapısal değerlerin seviyesi de belirleyicidir. Kırsal kalkınmada çoğu kez ataerkil zihniyet zayıflamaktan ziyade tezat bir biçimde gitgide güçlendiğine dair veriler çalışmalar sonucunda ulaşılmıştır. Kadının erkeğe oranla tarımsal faaliyetlerde özellikle daha çok çalışmasına rağmen karar merciinde yeterli düzeyde katılım göstermemesi bu verileri destekler niteliktedir.

            Ayrıca kırda yoksulluğun belirgin olarak görünür kılmasına neden bir başka etken, demografik özelliğinin oldukça sınırlı bir yapıya sahip olmasıdır. Kentsel mekân, kırsal yaşama oranla ikincil ilişkilerin başat olduğu, daha fazla karmaşık ve kalabalık bir nüfusa ev sahipliği yapar. Dolayısıyla metropolün bu yapısal özelliği –özellikle ekonomik olarak hane içi gelir eşitsizliği gibi- bazı problemleri emebilmektedir. Bu faktör, özellikle yeni göç etmiş ailelerde nispeten daha fazladır. Kırdan kente göç eden aileler, varılan kentin kültürüne adapte olmak adına bir geçiş süreci yaşarlar. Onların kentteki ilk aşamalarında sürdürmüş oldukları bu arabesk hayat tarzı, kısmen hane içinde adil dağıtıma etki edebilecek nedenler arasında sayılabilir. Fakat bu durum sadece aile içinde hissedilerek kentin habitatlarının işleyişine, zihniyetine, kozmopolit ve mekânsal özelliğine çoğu kez yansımamaktadır. Dolayısıyla kente göç eden kır menşeili aileler tabiri caizse bir “melting pot” sürecinden geçerler. Bu ise, kırdaki gibi kentte olan yoksulluğun görünürlüğünü müphem edebilmektedir. 

Kaynakça

Erbay, E. Recep & Özden, Miray (2013); “İktisadi Kalkınma Kuramlarına Eleştirel Yaklaşım”,Namık Kemal Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Sosyal Bilimler Metinleri, No: 3, Tekirdağ.

Eröz, Mehmet (2014); İktisat Sosyolojisine Başlangıç,Ötüken Yayıncılık, 4. Baskı, İstanbul.

Giddens, Anthony (2012); Sosyoloji, Kırmızı Yayınları, Yayına Hazırlayan; Cemal Güzel, İstanbul.

Köse, Begüm (2008); “Yoksulluğun Küreselleşmesi”, ETHOS: Felsefe ve Toplumsal Bilimlerde Diyaloglar, Sayı: 2/4, Antalya.

Mıhçı, Hakan (1996); ”Kalkınma: Bir Terim Neyi Anlatır?”, Ekonomik Yaklaşım Dergisi, Cilt: 7, Sayı: 23, Ankara.

Ökten, Şevket & Çeken, Hüseyin (2008a); “GAP Projesinin Türkiye’nin Kırsal Kalkınma Politikaları İçindeki Yeri ve Önemi”, Tarım Ekonomisi Dergisi.

Ökten, Şevket & Çeken, Hüseyin (2008b); “Şanlıurfa’nın Turizm Pazar Potansiyeli ve GAP Bölgesi Kalkınmasındaki Önemi”, Verimlilik Dergisi, Sayı: 1, Ankara.

Ökten, Şevket & Tüysüz, Sabiha (2017); “Kırsal Kalkınma ve Kadın Yoksulluğu: Şanlıurfa Harran Örneği”, Trakya Üniversitesi Sosyal Bilimler Üniversitesi,  Cilt: 19, Sayı; 2, Edirne.

Tarhan, Nevzat (2020); “Küresel Salgın Sonrası İnsan İlişkileri: Yeni Dünyada Yeni Doğrular”, TÜBA Akademi, Küresel Salgının Anatomisi ve İnsanın Geleceği, Ankara.

Tolunay, Ahmet & Akyol, Ayhan (2006); “Kalkınma ve Kırsal Kalkınma: Temel Kavramlar ve Tanımlar”, Süleyman Demirel Üniversitesi Orman Fakültesi Dergisi, Sayı: 2, Isparta.

Yaşın Dökmen, Zehra (2015); Toplumsal Cinsiyet. Sosyal Psikolojik Araştırmalar, Remzi Kitabevi, 6. Baskı, İstanbul.

Yumuşak, Ahmet & Rukiye Şahin (2013); “Üniversite Öğrencilerinin Flört Şiddetine Yönelik Tutumları, Toplumsal Cinsiyetçilik ve Narsisistik Kişilik Özellikleri Arasındaki İlişki”, Gaziosmanpaşa Üniversitesi Eğitim Bilimleri Enstitüsü, Tokat.