İdeal Devlet İnşası: Denetçinin Denetçisi | Nilsu Yiğitoğlu

0
1000

quis custodiet ipsos custodes
 (fakat gözcüyü kim gözleyecek)”
(1)

Sanıyorum ki herkes en az bir defa idealinde ütopik veya distopik bir devlet sistemi inşa etmiştir. George Orwell veya Margaret Atwood gibi tüm detayları ile yeni bir dünya yaratmayı başaramasam da benim de bazı fikirlerim oldu. Olumlu bulduğum bir devlet sistemi fikri içinde şunu hayal ettim: ebeveynler de dahil olmak üzere, özellikle çocuklarla iletişim halinde olan meslek gruplarının/insanların sürekli denetime tabii tutulduğu bir ütopya. Belirli bir düzen içerisinde -örneğin 2 ayda bir kez olmak suretiyle- sürekli olarak fiziksel ve ruhsal sağlık denetimlerinden geçirilen çocuklar yarattım o ütopyada, eğer o çocuklarda bir sıkıntı tespit ediliyorsa bu sefer başta aile olmak üzere çocukların iletişime geçtiği herkes sorgulanıyordu. Bu bana çok mantıklı gelmesine rağmen göz ardı edemeyeceğim bir sorun vardı ortada: denetimi kim yapacaktı? Kurgu dünyasında hemen küçük bir “denetim birimi” oluşturmak kolaydır ama onlar herkesi denetler ve yargılarken, onları kim denetleyecekti? Ütopik dünyamın vatandaşları denetimden memnun olmasalar dahi buna karşı çıkamazlar, anayasalarında bu yazıyor zira. Onlara soracak olursanız; “Çocuklarını neden sürekli denetime tabii tutmalarına izin veriyorsun?” diye, “Çünkü kural böyle.” derler. “İyi ama, denetçileri kim denetliyor?” diye diretirseniz, sanıyorum soruya cevap vermeyeceklerdir bu defa ki zaten bu konu onlara o kadar da önemli gelmeyecektir.
Tamam, biraz daha somutlaştırayım konuyu. Size anlatmaya çalıştığım bir mesele var ve bunu olabilecek en zor yolu seçerek yaptım; -eminim- saçma ve distopik bulduğunuz bir sistemin içine soktum sizi ve “hadi sorgulayın bu sistemi” dedim ama aslında bunu yaparak göstermek istediğim bir başka şey vardı size.
Kimi denetlediğinizi sormak istiyorum, öncelikle. Hayatınız boyunca eminim pek çok sınava girdiniz de girdiniz, kimisinde başarılı oldunuz kimisinden gerçekten çok kötü sonuçlar aldınız ama hiçbirinde sınavınızı kendiniz değerlendirmediniz veya değerlendirenleri denetlemediniz. Öyle, değil mi? Kim okuyor sınavlarınızı? Neden burada park yapmak yasak? Öğretmen gelince neden ayağa kalkmalı çocuklar? “Çünkü kural böyle.” Size tüm bu kurallar birer saçmalık, demiyorum ki bence devlet doğaldır, “İnsan doğası gereği devlete ihtiyaç duyar.” diyecek kadar da ileri gidiyorum hatta. Benim meselem daha çok şu: “Denetçiyi kim denetleyecek?” Diğer bir değişle ideal devlet mümkün olabilir mi, mümkünse eğer o nasıl yaratılır?

John Locke, insanın doğal durumda eşit, özür ve barış içinde yaşadığını iddia ediyor. “Doğa durumu, aynı zamanda tüm otorite ve yargılama hakkının karşılıklı olarak herkese ait olduğu ve kimsenin kimse üzerinde herhangi bir egemenlik hakkının bulunmadığı bir eşitlik durumunu ifade etmektedir.”(2)  Bu noktada Locke’a katılmak mümkün müdür? İnsan doğası gereği barışçıl mıdır? Ki eğer öyle ise insan devlete neden ihtiyaç duyar? Yine bir hayal kuruyorum: yargılanmanın ve cezalandırılmanın bir anda ortadan kalkması gibi sıra dışı bir hayal. Değerli eşyalarımı çaldığı için cezalandırılmayacağını bilen komşum, beni öldürmeye cüret etmez miydi? Tamam, özel mülkiyeti de kaldıralım ve tamamen doğal duruma dönelim. Doğal kaynakları nasıl paylaşacağız, nasıl doyuracağız tüm insanları? Hepimizin içindeki eşitlikçi ve barışçıl benlikler sayesinde her birimizin denetimci olduğu ama aslında hiçbirimizin denetime ihtiyaç duymadığı bir ütopya yaratabilir miyiz? Ki aslında Locke, yargılamaya tam da böyle bakıyor. “…doğa durumundaki bireyler her türlü erk/otorite ve yargılama/cezalandırma konularında eşit haklara sahiptir.” (3) Denetçiyi kimse denetlemeyecek çünkü denetçi olmayacak. Herkesin eşit olduğu bir toplumda, doğası gereği eşitlikçi ve barışçıl insanların her biri eşit derecede yargılama hakkına sahip olacaklar. Bu bana mümkün gelmiyor zira doğal durumda insanın barışçıl olacağına inanmıyorum. Hatta aksine, insan doğal durumda vahşidir.

Homo homini lupus!” (İnsan insanın kurdudur!) Hobbes, insanın kötücül tasarlandığı fikrindedir, ona göre insan birbiriyle çekişir, neredeyse birbirini yer bitirir. İnsan doğası hakkındaki görüşlerim Hobbes’a yakın zira dünya tarihine bakıldığında, nice savaşlar, nice kötülükler görüyor insan ve bu noktada şu kanıya varıyor: İnsan denetime tabii tutulmalı, insanın kötülüğü durdurulmalı. Bu noktada büyük bir çelişki de göz ardı edilmemeli; insanın kötülüğü yine insanın inşa edildiği bir sistemle mi durdurulacak?

Denetçilerim, sizler insansınız ve doğanız gereği kötüsünüz, size nasıl güveneceğiz? İdeal devleti nasıl yaratacağız? Eğer, ideal devlet yaratılamıyorsa nasıl bir arada yaşayacağız, toplum nasıl oluşur? Sosyolojinin, sürekli sorgulamaya dayalı bu akıl yürütme yöntemini çok sevsem de bazen kesin sonuçlara varmak istiyorum ancak sanıyorum ki bu gibi durumlarda kesin sonuca varmanın mümkünatı yok. Nolan’ın yönetmenliğini üstlendiği “Batman: Kara Şovalye” filminde çok sevdiğim bir sorgulama geçiyor, Batman’e yöneltilen bir soru bu; “senin bizden ne farkın var?” (4) Ne ince zeka, ne derin replik! Batman, Gotham’ı koruyor ama neden o? Onun diğerlerinden ne farkı var? Biz, bizden hiçbir farkı olmayan bir grup insana bizi yönetme hakkını verdiğimiz bir sistem idealize ediyorsak, ya onlara çok güvenmeli ya da -John Locke’ a yakın bir görüşle- her birimiz onları denetlemeliyiz. Öyleyse “toplumsal sistem” dediğimiz olgu ya kuşkusuz güvene dayanmalı ya da sonu gelmez bir denetim zincirine.

Peki biz hangisinde yaşıyoruz? Charles W. Mills, insanın yaşadığı bir “kapana kısılmışlık” duygusu olduğunu söylüyor, bunun anlamı şudur: İnsan, tüm yaşantısını etki edebildiği gündelik kısıtlı alanlar içinde geçirir, o, kendisine etki eden örümcek ağının büyük halkaları karşısında etkisiz bir elemandan başka bir şey değildir. Para piyasaları, çeşit çeşit yargı sistemleri, dinler, milyarlarca farklı insan… Hangisi üzerinde etki sahibisiniz? İnsan, bir fail olarak, ekonomiyi yönetemez, devletlerin anlaşmalarına müdahale edemez veya küresel krizleri durduramaz ama tüm bunlar onun yaşantısı üzerinde etkilidir. O halde şöyle diyebilir miyiz; “İnsan doğası gereği edilgendir.” Öyleyse ideal devlet, her bir failin etken olduğu bir sistem midir? Bir güncelleme yapalım o halde ve en başta anlattığım ütopik sistemime şunu ekleyelim: Herkes, “denetim birimi” tarafından denetlenecek, denetim birimini de isteyen herkes denetleyebilecek! Şu durumda, herkes devletin bir parçası olacak, toplumun tüm bireyleri bir organizmanın hücreleri gibi bir arada ve görev içinde olacak. Ancak eğer “sistem” yanlış ise, tek bir muhalif yani “organizmanın” bizzat kendisini denetleyen doğal denetçisi olmadığı için bu yanlışı gidermek mümkün olmayacak!
Ne büyük ironi! İdeal devleti ararken kendi distopyamızı yarattık!

Dipnotlar
(
1) IUVENAUS, (2006),  Yergiler-Saturae, çev. Çiğdem Dürüşken, İş Bankası Kültür Yayınları
(2) EMEKLİER, Bilgehan, Thomas Hobbes ve John Locke’un Güvenlik Anlayışlarının Karşılaştırmalı Bir Analizi, Güvenlik Stratejileri Dergisi; sayı: 13; sayfa 99 – 123.
(3) EMEKLİER, Bilgehan, Thomas Hobbes ve John Locke’un Güvenlik Anlayışlarının Karşılaştırmalı Bir Analizi, Güvenlik Stratejileri Dergisi; sayı: 13; sayfa 99 – 123.
(4) NOLAN, Christopher (Yön.), The Dark Knight (Kara Şovalye), İngiltere-ABD 2008.

Kaynaklar

NOLAN, Christopher (Yön.), The Dark Knight (Kara Şovalye), İngiltere-ABD 2008.
MILLS, Charles W. (2016) , Sosyolojik Tahayyül, İstanbul: Hil Yayınları
EMEKLİER, Bilgehan, Thomas Hobbes ve John Locke’un Güvenlik Anlayışlarının Karşılaştırmalı Bir Analizi, Güvenlik Stratejileri Dergisi