Türkiye’de Sosyolojinin Ne’liği ve Sosyologların Kimliği ile Eğitim Sisteminde Yeni Bir Model Olarak “Okul Sosyologluğu” Üzerine Prof. Dr. Vehbi Bayhan ile Söyleşi

0
320

Merhaba hocam, okuyucularımız için kendinizi tanıtabilir misiniz?

Meslekte otuz ikinci yılımı çalışıyorum. Otuz yıl sosyoloji bölümünde görev yaptıktan sonra psikoloji bölümünü kurmak için psikoloji bölümüne geçtim. Şu an İnönü Üniversitesi’nde Psikoloji Bölümü başkanıyım. Ancak Sosyoloji bölümündeki lisans, yüksek lisans ve doktora programlarındaki derslerimi sürdürüyorum. Kültür Bakanlığı tarafından 1997 yılında yayınlanan “Üniversite Gençliğinde Anomi ve Yabancılaşma” kitabı ile Türk Sosyal Bilimler Derneği tarafından verilen “1999 Yılı Genç Sosyal Bilimciler Ödülü”nü kazandım. “Genç Kimliği- Üniversite Gençliğinin Sosyolojik Profili” adlı kitabım, 2003 yılında İnönü Üniversitesi tarafından yayınlandı.

Gençlik, bilişim toplumu, göç, kentlileşme, demokrasi, sivil toplum, internet, sosyal medya,  küreselleşme, toplumsal cinsiyet, şiddet, kimlik, bağımlılık, risk toplumu, postmodernizm, sosyolojinin sosyolojisi, anomi ve yabancılaşma, sosyologların istihdam ve mesleki sorunları konularında çeşitli kongrelerde bildiri, kitap bölümleri ve dergilerde makalelerim bulunmaktadır. 2011 yılında İngiltere Leicester Üniversitesi ve 2014 yılında ABD Wyoming Üniversitesi’nde misafir öğretim üyesi olarak bulundum.

Sosyolog mesleğini ve akademisyenliği severek yapıyorum. Sosyolojik muhayyile (tahayyül, imagination) ile toplumsal eylemi anlamak ve bunu yetişen genç nesillere aktarmak birincil önceliğim. Sosyolojide Araştırma Yöntem ve Teknikleri, Saha Araştırma Yöntem ve Teknikleri, Nicel ve Nitel Araştırma Yöntem ve Teknikleri dersini veren ve uygulamalı çalışmalar yaptıran bir sosyolog ve akademisyen olarak incelediğimiz sosyal olay ve problemlere sosyolojik tahayyül ile bütüncül, eleştirel ve sorgulayıcı yaklaşmanın yöntemlerini öğretmeye çabalıyorum. Diyalektik düşünme ile incelenen sorunsalların tez ve antitezini bilerek çok değişkenli yaklaşımı rehber edinmelerini öneriyorum. Sosyolog incelediği sorunları sadece açıklamamalı aynı zamanda anlamaya çalışmalı ve çözüm önerileri sunmalıdır.

Sizce Türkiye’de sosyolojinin tam manasıyla anlaşılamamasının nedeni ne olabilir? Neden sosyoloji üzerinde sizin tabirinizle “ikircikli ruh” gün geçtikçe hız kazanmaktadır?

Türkiye’de sosyolojinin 108. yılının kutlandığı 2022 yılında, Türkiye bağlamında, bir yanda herkes kendini sosyolog zannederek hummalı analizler yapma hevesiyle yanıp tutuşurken, bir yandan da bireylerin içinden çıkamadıkları toplumsal sorunlarda hemen “sosyologlar nerede?”, “neden bu toplumu ve sorunlarını araştırmıyorlar?” söylemlerinin yaygınlık kazanması, belki de sosyolojiyi halen anlamadığımız ve anlatamadığımızın paradoksal görünümüdür.
Bu ikircikli ruh halinin derinliklerinde, hem sosyolojiye gereken önemi vermemek, sosyologları bütün kurumlarda çalıştırmamak ve onlardan sonuç almamak hem de alanı tanımamak yatmaktadır. Ayrıca, herkesin nihayetinde toplum içerisinde yaşayan birey olmasından ötürü sosyolojinin incelediği bütün sorunsallara vakıf olunduğu zannı bir diğer temel açmaz olarak gösterilebilir. Türkiye’de sosyolojiye verilen önemin az olmasının başka nedeni de Türkiye’nin sanayi devrimini kaçırması ve 150 yıl geriden takip etmesidir. Sanayi toplumunun temelinde fen bilimlerindeki buluşlar ve teknoloji algısından mülhem, Türkiye’de de fen bilimlerine ne kadar önem verirsek o derecede sanayi toplumuna dönüşürüz, ön kabulü yatmaktadır. Ancak, unutulan gerçek, sanayi devrimi sonucu Batı’da kurumsallaşmaya başlayan sosyolojinin Batı toplumu nezdindeki yerini ve kendi toplumsal yapı ve sorunlarını araştıracak bir sosyoloji üretmenin önemidir. Fen bilimlerinde araştırılacak konular evrensel olabilir ve taklit edilebilir. Ancak, her toplumun yapısı ve dokusu farklı olduğu için her toplumun özgül şartlarına göre sosyal bilim çalışmalarının daha fazla olması gerekir. Bu da sosyal bilimler ve özelde sosyolojiye gereken önemin verilmesi ile sağlanabilir. Türkiye’nin toplumsal yapısı ve değişimini açıklamak ve anlamak için daha fazla sosyolojik araştırmalara ihtiyacımız olduğu bir gerçektir. Sosyolojinin Avrupa ve ABD’deki öncülerinin ürettiği sosyolojik bilgi, kuram ve yaklaşımlar bilinerek Türkiye’nin sosyolojik gerçekliğine uygun yeni kavramlar, yaklaşımlar ve kuramlar oluşturmak zorundayız. Bunun için de sosyoloji bölümlerindeki bilimsel üretimin niteliğinin geliştirilmesi önem taşımaktadır. Türkiye Sosyolojisi çalışmalarından hareketle toplumun sosyolojik haritası ortaya çıkarılabilir.

Diğer taraftan Türkiye’deki üniversitelerdeki sosyoloji bölümü sayısı, 78 devlet üniversitesi ve 28 vakıf üniversitesinde olmak üzere toplam 106’dır. Açıköğretim ve uzaktan öğretimle birlikte sosyoloji bölümü mezunu olanların sayısı her sene kümülatif olarak birikmektedir. Temel sorun, kamu başta olmak üzere sosyoloji mezunlarının istihdamındaki yetersizliktir. İstanbul Darülfünun’da 1914 yılında Ziya Gökalp’in kurduğu Sosyoloji Kürsüsünden beri sosyoloji mezunlarının istihdamında birinci öncelik, hem Osmanlı hem de Cumhuriyet döneminde liselerde felsefe grubu dersleri öğretmenliği olmuştur. İlk olarak 2005 yılında Adalet Bakanlığı Denetimli Serbestlik Kurullarında, daha sonra da Aile Bakanlığında sosyolog kadrosu ihdas edilerek sosyolog unvanı ile sosyologlar istihdam edilmiştir. Geçen 15 yılda Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıflarında, Aile Sosyal Destek Programı (ASDEP) çerçevesinde, Sağlık Bakanlığında, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığında, Gençlik ve Spor Bakanlığında,  Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, Emniyet Müdürlükleri, cezaevlerinde ve belediyelerde yeterli olmasa da belli oranlarda sosyolog istihdam edilmiştir. Bütün bakanlıkların merkez ve yerel teşkilatlarında sosyologların istihdam edilmesi bir gerekliliktir. Sosyolojik bakış açısı ve analizi olmadan toplumla ilgili sorunların çözümünde ve sosyal politika hizmetlerinde başarılı olunamaz.

Bu bağlamda, Türkiye’de ilk defa benim önerdiğim “Okul Sosyoloğu” modeli de okul kurumundaki rehberlik sürecinin işlevinin arttırılmasında önemli bir yeniliktir. Okul Sosyoloğu projesi Yeniden Sosyoloji Derneği ve Sosyologlar Derneği tarafından da desteklenmektedir. Yeniden Sosyoloji Derneği, okul sosyoloğu pilot uygulamasını Mersin ilinde gerçekleştirmiştir.

Okul sosyoloğu modelinin teorik altyapısı, ilk defa 6-8 Şubat 2014 tarihlerinde Roma’da düzenlenen 3. Avrupa Sosyal ve Davranış Bilimleri Konferansında sunduğum ve İngilizce olarak yayınlanan “The role and function of school sociologist in guidance system” (Rehberlik Sisteminde Okul Sosyoloğunun Rolü ve İşlevleri) tebliğ ile İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Dergisi’nde 2015 yılı 30. sayıda yayınlanan “Eğitim Sosyolojisinin Uygulama Alanında Yeni Bir Model: Okul Sosyoloğu ve Görevleri” başlıklı makalemdir.

21. yüzyılın önemli sosyologları günümüz toplumunu “Risk Toplumu” olarak yorumlamaktadır. Dolayısıyla bu sosyal ve kültürel risk tehdidinin okul ve öğrenciler üzerindeki etkisi ne düzeyde görülebilmektedir? Ve buna karşı ne gibi önlemler alınabilir?

“Risk Toplumu” kavramını ilk olarak sosyolog Ulrich Beck kullanmıştır, Anthony Giddens ve diğer çağdaş sosyologlar da risk toplumu teorisini benimsemektedirler. Türkçede ilk yayınlardan birisi de benim yazdığım ve Doğu Batı Dergisinde 2002 yılında 19. sayıda yayınlanan “Risk Toplumu” makalemdir.  

“Risk Toplumu” kavramı bağlamında, bütün toplumlar sosyal ve kültürel risk tehdidi ile karşı karşıyadır. Dolayısıyla, bütün toplumların sosyal ve kültürel risk yapısında gözlemlenen çocuk, ergen ve gençler arasındaki okulu bırakma, şiddet ve suç oranlarındaki artış, çocuk istismarı, tecavüzlerin fazlalaşması, uyuşturucu bağımlılığı, anti sosyal davranışların yaygınlaşması, parçalanmış ailelerin çoğalması, tek ebeveynli aileler vb. gerçeklikler, öğrenci kişilik hizmetlerinin sosyolojik boyutunun okul sosyologlarınca yürütülmesinin gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu bağlamda, çeşitlenen bu sorunların çözümünde Türkiye’deki okullardaki rehber öğretmenler tek başına yetersiz kalmaktadır.
Bu bağlamda, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın hazırladığı “Ulusal Çocuk Hakları Stratejisi ve Eylem Planı”na göre “2016’ya kadar Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı tüm okullarda “sosyal hizmet birimleri” kurulacak. Benzeri ABD’de de olan sosyal hizmet birimleri yoluyla okullarda “şiddete eğilim” konusunda risk altında bulunan çocuklar tespit edilerek ailelerle ortak çalışmalar yapılacak. Sosyal hizmet uzmanı, sosyal çalışmacı, psikolog ve sosyologlar görevlendirilecekleri birimlerde rehberlik öğretmenleri ve okul aile birlikleriyle de koordineli bir şekilde çalışacak. Öğrenci sorunlarını, şiddeti, kötü alışkanlık ve davranışları azaltmayı amaçlayan sosyal hizmet birimlerinde, öğrencilerin okul saatleri dışında beceri ve yeteneklerini keşfetmelerine olanak verecek sanatsal, kültürel, sportif etkinlikler düzenlenecek. Öğrenciler için müzik, tiyatro, spor kursları açılacak. Ayrıca yerel yönetimler ve sivil toplum kuruluşları iş birliğinde her semtte gençlik merkezleri de kurulacak. Ancak, 2020 yılına geldiğimizde eylem planında 2016 yılına kadar kurulması gereken “okul sosyal hizmet birimleri”nin kurulmadığını gözlemliyoruz. Planlanan ancak uygulamaya geçilmeyen okul sosyal hizmet birimlerinin ivedilikle hayata geçirilmesi önem taşımaktadır.

“Okul Sosyal Hizmet Sistemi”nin gerekçesi nedir? Ve bu bağlamda eğitim sosyolojisinin uygulama alanında yeni bir model olarak tanımladığınız okul sosyoloğunun kim olduğunu ve onun görevlerinden bahsedebilir misiniz?

“Ulusal Çocuk Hakları Stratejisi ve Eylem Planı 2013-2017’na göre, sorumlu kurumun Milli Eğitim Bakanlığı olduğu, Sağlık Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın da ilgili kurumlar olarak tanımlandığı “Okul Sosyal Hizmet Sisteminin” gerekçesi şu şekilde açıklanmaktadır: “Şiddet eğilimleri ve şiddete karışma olasılıkları akranlarına göre daha fazla olan çocuk ve gençlerin aile yapıları incelendiğinde genellikle çok çocuklu, göç eden, göç geldiği yerde uyum problemi olan, psikolojik hastalığa sahip bireyi olan, aile içi geçimsizlik ve şiddet sorunu olan, alkolün kötüye kullanıldığı ve madde kullanımı olan ve/veya olumsuz sosyal çevre içinde yaşayan aileler olduğu tespit edilmiştir. Bu tür ailelerden gelen risk altındaki çocukların tespit edilerek aileleri ile çalışan bir okul sosyal hizmet biriminin oluşturulması büyük önem taşımaktadır. Bu servislerde sosyal çalışmacı, psikolog, sosyolog gibi meslek elemanlarının çalıştırılması ve servisin, rehber öğretmenler ve okul aile birlikleriyle koordineli olarak çalışması faydalı olacaktır.”  Bu eylem planına göre okullarda kurulacak sosyal hizmet birimlerinde görev yapacak meslek elemanlarının uzmanlık alanlarına göre eşgüdüm içinde çalışmaları ile mevcut sorunlar belirlenip çözülecek, gerçekleşme ihtimali yüksek sorunlar da önceden önlenebilecektir. Eğitim sosyolojisinin uygulama alanında yeni bir model olarak okul sosyologlarının görev yapması işlevsel olacaktır. Okul sosyoloğu, öğrenciyi bütün sosyal çevresiyle inceleyerek anlamaya çalışır. Sosyolojik muhayyele, sosyal bir varlık olan bireyi, “toplum içinde birey” gerçekliğinde araştırır. Bireyin doğumundan ölümüne kadar süren sosyalleşme sürecindeki sosyal etkileşimler önem taşımaktadır. Çocukluk ve gençlik döneminde yaşanılan deneyimler bireyin kişiliğinin ve kimliğinin oluşmasında etkili olan değişkenlerdir. Kadına yönelik şiddet, çocuk istismarı, akran şiddeti vb. sosyal problemler incelendiğinde; şiddet eyleminin yaşanarak öğrenildiği ve şiddet davranışını öğrenenlerin daha sonraki yaşamında bu eylemleri taklit ettikleri görülmektedir. Bu bağlamda, bireyin sosyalleşme sürecindeki okul aşamasında verilecek rehberlik hizmetinin bütüncül olması gerekmektedir. Öğrenciye, psikolojik danışman kişisel ve bireysel bağlamda rehberlik hizmeti verirken; okul sosyoloğu sosyal ilişki örüntüsü ile sosyal ve kültürel aitlikleri bağlamında rehberlik hizmeti verir. Öğrenci, bireysel ve sosyal boyutuyla bir bütündür. Bütüncül rehberlik hizmeti verebilmek için psikolojik danışman ve okul sosyoloğu eşgüdüm içerisinde ekip çalışması yapmalıdır.
Okul sosyoloğunun görevleri şu şekilde sıralanabilir;

1- Öğrencilerin aile ve toplum yaşamını araştırmak: Sosyolojide kullanılan aile monografisi tekniği ile ailenin sosyal, ekonomik ve kültürel bütün özelliklerini belirlemek ve öğrenciyi bütüncül tanımak ve yardım etmek gerekmektedir. Aile sosyolojisi bağlamında parçalanmış aileye mensup dezavantajlı çocuk ve gençlerin tespit edilerek destek verilmesi gerekmektedir. Ayrıca, sosyal inceleme raporu hazırlanarak, sosyal yardım ihtiyacı olan aileler belirlenmelidir. Elde edilen veriler Aile ve Sosyal Politikalar il müdürlüğü ile paylaşılarak, ihtiyacı olan ailelere sosyal hizmet verilmesi sağlanmalıdır.
Bu bağlamda, okul sosyoloğunun görevlerinden birincisi, okulun hizmet verdiği toplum hakkında gerekli, geçerli ve güncel bilgilere sahip bir okul sistemi oluşturmaktadır. Yerel, bölgesel ve ülke düzeyindeki yayınlanmış kaynakları kullanarak ve kendi araştırmalarını yürüterek, okul sosyoloğu yönetime ve diğer personele şu konularda faydalı olabilir: 1) toplumun sosyolojik özellikleri, 2) toplumdaki gelir düzeyi değişimi ve alt grupları, 3) doğum oranları ve okula başlayan öğrenci sayıları, 4) ailenin geçmişi, eğitim düzeyi, mesleği vb. konulardaki verilerdir.

2- Çocukluk ve gençlik sosyolojisi araştırmaları yapmak: Ergenlik dönemi, çocukluktan gençliğe geçiş sürecinde fizyolojik, psikolojik ve sosyal değişmelerin yoğun yaşandığı hassas bir dönemdir. Bu dönemdeki gençlerin rehberliğe ihtiyaçları daha fazla olmaktadır. Okula başlayana kadar ebeveynini davranışlarında referans alan çocuk için ilkokulda rol model öğretmeni olmuştur. Çocuk ortaokula geçtiğinde ise içine girdiği buluğ ve ergenlik döneminde akran ve arkadaşlarını referans olarak alır. İyi ve olumlu arkadaş grubuna dâhil olmayan ergenlerin şiddet içerikli davranışlar edinmesi riskine karşı ergene rehberlik edebilmek önem taşımaktadır. Bu bağlamda, okul sosyoloğu ve rehberlik öğretmeni, gençlerin sosyolojik profilini ortaya çıkarmak için anket ve mülakat yapmalıdır. Gençlik alt kültürleri ve gruplaşmaları hakkında araştırma yapmak, yabancılaşma nedenlerini saptayıp rehberlik yapmak gerekmektedir.

3- Serbest zaman etkinlikleri ile sosyal ve kültürel faaliyetlerin eşgüdümü: Okul sosyoloğu ve rehber öğretmeni öğrencilerin sosyal ve kültürel faaliyetlerini organize etme sürecinde, öğrencilerin yeteneklerine göre sosyal kulüplerde yer almasını sağlamalıdır. Sosyal ilişkilerde sanat, spor ve kültürün önemi yadsınamaz. Öğrenci, sosyal ve kültürel faaliyetler ile hem serbest zamanlarını işlevsel değerlendirecek hem de olumsuz alışkanlıklardan uzak kalacaktır.
4- Sosyometri ve sosyodrama uygulamaları: Sınıflarda “sosyometri” uygulamaları yaparak sınıftaki toplumsal ilişki örüntüsünü ortaya çıkarmak ve sınıf öğretmenine danışmanlık yapmak okul sosyoloğunun görevlerindendir. Sosyometri uygulamasıyla sınıfın lideri, sınıftaki gruplaşmalar ve yalnız öğrenciler vb. belirlenerek onlara gerekli rehberlik hizmeti verilmelidir. Ayrıca, yaşanan sosyal problemler, sosyolog veya rehberlik öğretmeni moderatörlüğünde tiyatro sahnesindeki gibi öğrenciler tarafından canlandırılır. Sosyodrama adı verilen bu teknik ile öğrencilerin empati kurması, sorun tespiti ve çatışmaların çözümü ile katarsis amaçlanır.

5- Okul sistemini araştırmak ve halkla ilişkiler sürecini yönetmek: Sosyal bir kurum olarak okulların yönetici, öğretmen, veli ve öğrencilerin etkileşimi araştırılmalıdır. Okula yeni atanan öğretmenlerin ve öğrencilerin oryantasyon programı yapılmalıdır. Okul yöneticileriyle öğretmenler arasındaki eşgüdüm ve ilişki güçlendirilmelidir. Okullar ancak toplum karakterini anlayarak topluma faydalı olabilirler. Örneğin toplumun demografik yapısında belli değişimler sonucu, okul ile velilerden oluşan organize gruplar, sivil haklar için oluşturulan ve benzeri örgütler arasında gerilimler ortaya çıkabilir. Bu tür gerilimleri ortadan kaldırma konusunda personele yardımcı olmak, onlarla bu örgütler arasında bir arabulucu olma sorumluluğu okul sosyoloğuna aittir. Okul sosyoloğu böyle durumlarda uygun ve yapıcı bir şekilde arabuluculuk yapar. Öncelikle bu grupların istekleri ve okuldan beklentilerinin ne olduğunu okula aktarır ve sonra da okulun bu istek ve beklentilere nasıl yanıt verdiğini geri bildirim şeklinde onlara iletir. Sosyal organizasyonlar düzenleyerek kurum kültürü ve sosyal ilişkiler artırılmalıdır. Okul-aile iş birliğini güçlendirmeli ve yönlendirmelidir. Velilerin isteklerini okul idaresine ve öğretmenlere, okul idaresinin ve öğretmenlerin isteklerini de velilere aktarma okul sosyoloğu ve rehberlik öğretmeninin görevlerindendir. Velilere verilecek konferanslar ve toplantılarla, hem çocuk ve genç psikolojisi ve sosyolojisi hakkında bilgi verilmeli, hem de velilerin şiddet, alkol, uyuşturucu ve internet bağımlılığı konularındaki bilgi ve farkındalığı artırılmalıdır. Okulun tanıtımı organize edilmeli, okulun verimliliği ölçülmelidir. Okulun kurum içi ve kurum dışı halkla ilişkiler faaliyetini okul sosyoloğu organize etmelidir. Tüm bunları kontrol etmede okul sosyoloğunun önemli bir rolü vardır. Örgütün ihtiyaçları ile örgütsel hayatın bir uzmanı olarak örgütte yer alan bireylerin ve müşteri durumundaki kişiler arasındaki ilişkilerin değerlendirilmesi, müşterilerin ve örgütün kendi ihtiyaçlarını karşılamak için ne düzeyde işlevselliğinin koruduğunun kontrol edilmesi onun görevidir. Aslında burada değerlendirme yapılacak farklı iki işlev vardır: (a) Okul başarısı (yani öğrenci kazanımları), (b)Etkili bir örgüt olarak okul sistemini değerlendirilmesi.


6- Sosyal hizmet ve yardım sürecini yönetmek: Dezavantajlı öğrenci ve ailelerine destek ve yardım sağlamak için gerekli kurumlarla iş birliği yapmalıdır. Uyuşturucu, sigara ve internet bağımlıları belirlenip tedaviye yönlendirilmelidir. Bu bağlamda “okul risk haritaları” çıkartılmalıdır. Şiddetin yoğun olduğu okul sisteminde, riskli davranış gösteren öğrenciler tespit edilip rehberlik ve psikiyatri eş güdümünde çözüm üretilmelidir. Türkiye’nin nüfusunun %80’i kentlerde yaşamaktadır. Türkiye’de köylülük çözülmektedir. Kente göç edenlerin kente uyum süreci sorunlu olmaktadır. Gecekondu kültürü ile ne köylü ne de kentli olabilen “yeni kentliler” için rehberlik önem taşımaktadır. Kent sosyolojisi literatürüne benim kazandırdığım “Anomik Kentleşme” kavramı güncelliğini korumaktadır. Özellikle gecekondu bölgelerindeki okullarda rehberlik servisinin öncelikle okul sosyologları ile güçlendirilmesi gerekmektedir. Öğrenci başta olmak üzere kente uyum sağlama sürecinde kadınlara ve ailenin bütün fertlerine okul sosyoloğunun rehberlik yapması kente uyumu kolaylaştıracaktır. Salt arafta kalanlar değil, kentin bireyci, çıkarcı, kozmopolit ve yabancılaştırıcı kültüründen olumsuz etkilenen bütün kentliler için rehberlik desteği sağlanmalıdır.


7- Meslek rehberliği: Öğrencilerin çoklu zekâ düzeylerine göre ilgi ve yetenekleri keşfedilerek mesleğe yönlendirilmesinde rehberlik hizmetinin işlevi artırılmalıdır. Okul sosyoloğu ile rehberlik öğretmeninin eşgüdümüyle mesleklerin tanıtılması, mesleklerin toplumdaki yeri ve statüsünün meslekleri icra edenler tarafından kariyer günleri ile anlatılması bilinçli tercih için önem taşımaktadır. Mesleki rehberlik de hem rehber öğretmenin hem de okul sosyoloğunun birlikte yapacakları kolektif bir iştir.


8- Okula devam etme ve okullaşma oranının artırılması: Ülkemizde zorunlu eğitimin 12 yıla çıkartılmasına rağmen, kırsal alan ve gecekondu bölgelerinde özellikle kız öğrenciler başta olmak üzere okula devam etme ve ilkokuldan sonra ortaokul ve liseye gitme oranları düşmektedir. Öğrencilerin eğitim düzeyinin yükselmesi için öğrenci ve ailelere rehberlik hizmeti verilmelidir. Okul sosyoloğu ve rehber öğretmeni, okula devam ve öğrenim düzeyleri arasındaki geçiş oranlarını belirleyip, öğrenimini yarıda kesenleri araştırıp okul sürecine katılmaları için çalışmalıdır. Okula devam etmeyen çocuk ve gençler ile ailelerine gerekli sosyal destek sağlanmalıdır.

9- Okuldaki şiddet eylemlerini ve çete örüntüsünü araştırma, çatışma çözme ve arabuluculuk. Öğrenciler, izledikleri şiddet içerikli televizyon dizi ve programları ile dijital oyunlardan etkilenerek şiddet eğilimli davranışlarını akranları üzerinde uygulamaktadır. Okuldaki gerek fiziksel gerekse sanal zorbalık davranışlarını saptayıp müdahale etme ve önleyici uygulamalar okul sosyoloğu, psikolojik danışman ve sosyal hizmet uzmanı tarafından yapılmalıdır. 


10- Bağımlı öğrencilerin tespiti ve tedavisi.
İlkokul, ortaokul, lise ve üniversite gençleri için risk oluşturan madde bağımlılığı ile internet ve sosyal medya bağımlılığı konusunda araştırma yapmak ve rehberlik yapmak için okul sosyoloğu ile rehberlik uzmanı ve sosyal hizmet uzmanlarının eşgüdüm içinde çalışmaları önemlidir.


11- Disiplin sorunlarını araştırmak:
Okul ve toplum içinde yaşamanın kurallarının ve yönetmeliklerin öğrencilere aktarılmasında okul sosyoloğunun işlevi olmalıdır.

Weberci bakış açısı çalışmalarınızda etkili oldu mu? Weber’in sosyolojiye katkıları hakkında ne söylersiniz?

Weber, klasik sosyologlar arasında önemli bir düşünürdür. Weber’e göre sosyolojinin konusu insan eylemleridir. Bu bağlamda, hermeneutik yaklaşımın önemli temsilcisidir. Dilthey ve Weber, yorumsamacı paradigmanın gelişmesinde önemli aktörlerdir. Sosyolojinin ilk kurulduğu süreçte Comte ve Durkheim ile başlayan pozitivist paradigma için sosyal olayları “açıklamak” önemli iken, yorumsamacı paradigma için sosyal eylemleri “anlamak” önemlidir. Weber, salt yorumsamacı değildir, aynı zamanda insan eylemlerinin açıklanmasını da savunan yani, pozitivist yaklaşımın da önemli olduğunu ifade eden “sentezci” bir sosyologdur. Sosyolojide gelinen son nokta hem nicel hem de nitel araştırmanın bir arada yapıldığı “karma yöntem” ile sosyal problemlerin araştırılmasıdır. Sosyolojik bilgi kümülatiftir. Her sosyolog sosyoloji düşününe bir katkı yapmıştır. Yani yeri geldiğinde pozitivist paradigma, yeri geldiğinde hermeneutik paradigma, yeri geldiğinde eleştirel paradigma ve yeri geldiğinde de feminist teori ve postmodern yaklaşım kullanılmalıdır.

Ben de çalışmalarımda, bütüncül yaklaşımı uygulayan Weber gibi hem pozitivist hem de yorumsamacı yaklaşımı kullanmaya çalışan bir sosyoloğum. Dolayısıyla, sosyoloji tarihindeki bütün emek veren sosyolog ve düşünürler örneğin İbni Haldun, Comte, Durkheim, Marx, Weber, Mills, Gouldner, Bourdieu, Giddens, Bauman vb. sosyologların hepsinin etkisi bir gerçektir.

Son olarak sosyoloji öğrencilerine iletmek istediğiniz nelerdir?

Ben kendi öğrencilerime derslerimde öğretmeye çalıştığım ve başta da bahsettiğim gibi “sosyolojik muhayyile” ile çok değişkenli analizi rehber edinmelerini önemsiyorum. Diyalektik düşünme yöntemi ile inceledikleri sosyal problemlerin bütün boyutlarını bilmelerini ve araştırdıkları olay veya kişilere “empatik” yaklaşmalarını öneriyorum. Konferanslarımda ve derslerimde söylediğim başka bir öneri, roman okumaları ve film seyretmeleridir. Dünya klasiklerini okudukları zaman, romanın yazıldığı o dönemdeki toplumsal ve tarihi durumu, roman kurgu olsa bile farkına varacaklardır. Aynı şekilde, farklı ülkelerin ve Türk sinemasının yapıtlarını seyrettikleri zaman, o toplum ve özelde de Türk toplumu hakkında farkındalıkları artacaktır. Ayrıca, tarih sosyolojinin laboratuvarıdır. Dolayısıyla, tarihi metinleri farklı kaynaklardan okumak önem taşımaktadır. Tabi ki felsefe ve psikoloji temel metinlerini de okumak gerekmektedir. Zaten, sosyoloji lisans öğretiminde sosyoloji dersleri dışında 16 kredi-saat felsefe, 16 kredi-saat psikoloji ve 8 kredi-saat mantık dersi alınmaktadır. Bir sosyoloğun olabildiğince objektif ve tarafsız olaylara bakması ve analiz etmesi olması gereken bir durumdur. Dolayısıyla, sosyoloji öğrencilerinin sosyalleşme sürecinde kendilerine şırınga edilen tek boyutlu bakış açıları, ideolojiler ve eğilimlerden sakınması gerekmektedir.

Derslerimde ve konferanslarımda söylediğimi tekrarlayarak sözlerime son vermek istiyorum. Sosyolog ve bireyin öncelikle kendini tanıması gerekmektedir.  Sokrates’in “kendini bil” mottosu ve Yunus Emre’nin “İlim ilim bilmektir / İlim kendin bilmektir / Sen kendini bilmez isen / Ya nice okumaktır” dizelerini hayat felsefesi olarak benimsemek çözüm olabilir. Kendini, toplumunu, diğer toplumları, diğer insanları ve kültürleri tanımak “empatik” düşünmek için ise, daha fazla sosyolojiye ihtiyacımız bulunmaktadır. Sosyoloji hayattır, hayata dokunur ve hayatın içinden söz söyler.

<Yorum ve değerlendirmeleriniz için;

Vehbi Bayhan: vehbi.bayhan@gmail.com

M. Uğur Karaoğlan: ugurrkaraoglan@gmail.com

adresinden iletişime geçebilirsiniz.>