Türkiye’de Gençlik Hareketlerinin Kökenine Sosyolojik Bir Bakış | Ahmet Ayçiçek

0
865

Sosyoloji biliminin “gençlik çağı” üzerinde gerçekleştirdiği çeşitli araştırmalar; gençliğin toplumdan topluma ve çağdan çağa nüfus, coğrafya ve ekonomik faktörlerin etkisiyle değişkenlik gösterdiğini ortaya koymuştur. Toplumdan topluma, gençlik çağında farklı tutum ve davranışların ortaya çıkması ve farklı yaş aralıklarının genç olarak tanımlanması gibi ayrımlar olmakla beraber gençliğin tüm toplumlarda kişiliğin oluşmaya başladığı hareketli ve dinamik dönem olması gibi evrensel noktaları da vardır. Kişiliğin oluşma süreci olan gençlik çağında birey içinde bulunduğu kültürel yapının etkisiyle kendi benliğini oluşturur.

Gençlik, ekonomik ve sosyal bakış açısıyla, çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemi olarak tanımlanabilir. Geçmişte bu geçiş dönemi oldukça kısa sürmesine rağmen, günümüzde çok daha uzun bir dönemi kapsamaktadır. Gençliğe yönelik tanımlar toplumdan topluma, hatta aynı toplumun farklı kesimlerine göre farklılık gösterebilmektedir. Yaş aralığı olarak gençlik kavramı tanımlanmaya çalışıldığında, özellikle gençlik, ekonomik ve sosyal olarak çocukluktan yetişkinliğe geçiş dönemi olarak kabul edildiğinde, günümüzde, bu yaş aralığının gün geçtikçe genişlediğini, “gençlik dönemi” algısının 15 hatta 12 yaşından itibaren 30’lu yaşlara kadar devam ettiğini ve hatta bazı toplumlarda 35 yaşa kadar çıktığını söylemek mümkündür.(1) Sosyal açıdan gençlik, insanın bilinçli olarak kendine kişilik bulmaya ve oluşturmaya çalıştığı dönemdir.(2) Gençlik hangi nitelikleriyle anılırsa anılsın çağdan çağa ve toplumdan topluma farklı tutum, davranış, değer yargısı göstermektedir. Bu sebeple gençliğin evrensel bir tanımını yapmak mümkün değildir. Çünkü genç kavramı her ülkede her kıtada farklı ortalama yaşa, kültürel etkenlere, yasal uygulamalara tabidir.(3)

Genç, terminolojik olarak geniş bir kavramdır. Bu kavram kendi içerisinde işçi gençlik, öğrenci gençlik, işsiz gençlik, köylü gençlik vb. şekilde ayrılmaktadır. Öğrenci gençlik, diğer gençlik gruplarına nazaran birlikte daha fazla zaman geçirmesi, aldığı eğitim çerçevesinde oluşan teorik birikiminin yanında siyasi, toplumsal ve ekonomik gelişmeleri yakından takip etme olanağını bulması ve daha kolay toplanıp harekete geçebilmesi gibi sebeplerle gençlik hareketlerinde geçmişten bugüne dek öncü konumunda olmuştur.

Gençlik hareketleri, bireyin içerisinde yaşadığı toplumdan, o toplumu oluşturan çeşitli öğelerden, yaşadığı dönem ve o dönemin siyasi, sosyolojik, ekonomik yapılarından ayrı değerlendirilemez. Nitekim Türkiye’deki ve dünyadaki gençlik hareketleri de bu temel etkenler üzerinden gelişmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun ilk dönemlerinden itibaren çeşitli aralıklarla ortaya çıkan ve “Osmanlı’daki ilk gençlik hareketleri” olarak tanımlayabileceğimiz, Suhte İsyanları’ndan Osmanlı’nın son yüzyılına damga vuran Jön Türk Hareketine kadar tüm gençlik hareketleri dönemin siyasi ve ekonomik yansımasıdır.

Osmanlı’da kökeni Fatih Sultan Mehmet Han’a kadar giden ve ilk gençlik hareketleri olarak tanımlayabileceğimiz Suhte İsyanları ya da Medreseli Ayaklanmaları, Tanzimat Fermanı’nın ilanına dek geçen zaman dilimi içerisinde ağırlıklı olarak etkin olan gençlik hareketleridir. Ekonomik sorunlar temelinde ortaya çıkan ve yanlış müdahaleler sonucu büyüyerek Osmanlı İmparatorluğu’nu uzun süre meşgul eden Celali İsyanları’nın bir parçası olarak da görülen bu Medrese ayaklanmaları, ideolojik temelde değil daha çok medrese öğrencilerinin dönemin idari kararlarına ve ekonomik sorunlarına verdikleri tepkiler olarak gelişmiştir.

Osmanlı İmparatorluğu’nda fikirsel anlamda gençlik hareketleri, Tanzimat Fermanı’nın ilanı sonrasında görülmeye başlanmıştır. Bilinçsiz biçimde seyreden, çoğunlukla güncel olaylara bağlı kalan ve fikirsel bir amaç taşımayan gençlik hareketleri; Tanzimat öncesinde ordu gereksinimlerini karşılamaya yönelik açılan okullara ek olarak, Tanzimat sonrasında özellikle sivil bürokrat yetiştirmek ve eğitim düzeyini yükseltmek amacıyla okulların açılması bu okulların tıpkı askeri okullar örneğinde olduğu gibi batıdan örnek alınarak kurulmaları ve medrese müfredatından ziyade bilimsel müfredatla eğitim vermeleri yeni bir kuşak yaratmış, Avrupa’ya sınırlı sayıda da olsa gönderilen öğrencilerin gittikleri ülkelerden yeni fikirlerle dönmesi “Osmanlı Gençlik Hareketleri” için bir dönüm noktası olmuştur. Nitekim maddi açıdan güçlü olan dünyayı ve gelişmeleri takip eden, farklı cereyanları benimseyen ve benimsediği fikirler ölçüsünde her geçen gün zayıflayan imparatorluğu yeniden ayağa kaldıracak çareler arayan, teoride yarattıkları çözümleri pratikte tatbik etmeye çalışan gençlik değişimde ciddi oranda etkili olarak imparatorluğun son yüz yılına damgasını vurmuştur.

Bununla beraber medreselerin yanında modern okulların açılması iki farklı dünya görüşüne sahip gençlik yaratarak ayrı bir sorun doğurmuştur. Tanzimat sonrası süreçte eğitim modernleştirilirken bir gerçek göz ardı edildi: Bir yandan medrese eğitimi devam ederken, öte yandan mektepler açıldı. Düz mantığa göre, eğer medrese yeterliyse, mekteplerin açılmamasını; medrese yetersiz kaldığı için mekteplerin açılmasına ihtiyaç hissedildiyse, o takdirde medreselerin tamamen kapatılmasını gerektirirdi. Oysa Osmanlı devlet adamları bunu yapamadılar. Hem medrese, hem mektep eğitim sisteminin iki unsuru olunca; birbirlerinden uzak, yabancı ve farklı dünya görüşlerine sahip iki farklı nesil yetiştirilmesi gibi bir sonuç doğurdu.(4)

Modern okullardan yetişen gençler, teorik olarak geliştikçe çeşitli alanlardaki yenilikleri Osmanlı’ya taşımanın yanında fikirlerini pratikte uygulama imkânı aramaya başlamıştır. Bu arayışın sonucu olarak kurdukları Yeni Osmanlılar Hareketiyle etkili olmaya başlamış ve pratikteki ilk ciddi sonucu 1. Meşrutiyet’in ilanıyla elde etmişlerdir. 2. Abdülhamit’in Osmanlı-Rus Harbi dolayısıyla Meclis-i Mebusan’ı kapatarak Meşrutiyet idaresini sonlandırması ve hemen ardından gelen jurnallerle anılan istibdat döneminde tüm baskılara rağmen askeri okullar başta olmak üzere onlarca gizli örgüt kurulmuştur. Kurulan bu gizli örgütlerinden 1/1 hücre sistemiyle örgütlenerek (5) güçlü bir teşkilatlanma kuran İttihat ve Terakki Cemiyeti diğer yapılanmaları da bünyesine katarak büyümüş ve 2. Meşrutiyet’in ilanında kilit konumda olmuştur.

İttihat ve Terakki, Meşrutiyeti ilan ettirmiş olsa da iktidarı tamamen ele alması için bir süre daha beklemesi gerekmiş ve çetin politika savaşları sonunda iktidarı devralabilmiştir. Bu dönem de fikirsel ve kişiler bazında çatışmalar yaşansa da modern bir ülke yaratabilmek için siyasi, idari ve ekonomik anlam da ciddi reformlar gerçekleştirilmiş yahut gerçekleştirilmeye çalışılmıştır. Bu reformlar ki Cumhuriyet’in ilanı sonrasında gerçekleşecek köklü devrimlere zemin hazırlamış, temel oluşturmuştur. Nitekim bu alandaki en yetkin tarihçilerden Tarık Zafer Tunaya bu dönemi “Cumhuriyetin siyasal laboratuvarı”(6) olarak tanımlamıştır. Tüm bu siyasi çalkantılar içinde gençlik de birçok konuda fikirsel ve de eylemsel anlamda önemli roller üstlenmiştir.

Cumhuriyet öncesinde başlayan gençlik hareketleri, tüm yönleriyle özellikle 1960 sonrası yükselen gençlik  hareketlerine de tarihsel bir miras bırakmıştır.

Dipnotlar:

(1) Eylem Certel, Gençlik ve Sosyal Gelişim: Gençlik Örgütlerine Katılan Gençlerle Bir Araştırma, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, Hacettepe Üniversitesi, Sosyal Bilimler Ensititüsü, 2010, S. 2-3.

(2) M. Naci Bostancı, Toplum, Kültür ve Siyaset, Vadi Yayınları, İstanbul  1995, s. 120

(3) Kocacık, Faruk, Gençlik ve Sorunları: Araştırmalar ve Hedefler, Cumhuriyet Üniversitesi Sosyal Bilimler Dergisi, Sivas, 10-11, 1988, S. 19-34

(4) Mevlüt Çelebi, Türk İnkılap Tarihi,  İzmir,   2011, S.9

(5)Cemil Hakan Korkmaz, İttihat ve Terakki, İstanbul, Profil Yayınları, 2015, S. 21

(6) Şina Akşin, Kısa Türkiye Tarihi, İstanbul, İşBankası Yayınları, 2015, S. 55