İki Dünya Arasında: Avustralya Dinlerinde Ölüm ve Ergenlik | Babür Karbey Vina

0
551

Ölüm, korkutucu olduğu kadar gizemli bir olgudur. Hemen hemen her kültürde bu gizemi çözmek için farklı açıklamalar bulunmuştur. Ölümle yaşam arasındaki ilişki hakkında her kültürün ve inancın kendine özgü açıklamaları vardır. Avustralya yerlilerinin ölüm tasavvurları ve bu olguyu hayatın içinde konumlandırma biçimleri ilgi çekicidir. Aborjinler, ölüm ile yaşam arasına kesin bir çizgi koymadıkları gibi fiziksel varlığı sonsuzluğun aşamalarından biri olarak görürler. Yetişkinliğe geçiş uygulamaları ise cenaze törenlerine benzer çünkü Avustralya inanışlarında ölüm ile erginlik arasında kuvvetli bir bağ vardır.

Yaşamdan Önceki Dünya

Aborjin inanışları sözlü geleneğe dayanır, bu yüzden yekpare bir dini öğretiden bahsetmek mümkün değildir. Tanrılar hiyerarşisi ve yaratılış hikâyeleri kabilelere göre değişiklik gösterir. Örneğin, bir kabilenin tanrısı diğerinden farklı olabilir. Ancak tüm bu inanışların ortak ve benzer noktaları vardır. Aborjin kabilelerinin yaratılış hikayeleri farklı olsa da bu hikayelerin temel özellikleri birbirine benzer.

Aborjinlerin yaratılış öykülerinde bir yoktan var etme durumu yoktur. Yaratılış, hâlihazırda var olan maddenin ve tözün biçimlendirilmesinden ibarettir. Fiziki beden, ezelden beri var olan ve sonsuza dek sürecek mevcudiyetin bir periyodundan ibarettir.

Aborjin topluluklarından biri olan Arandaların yaratılış hikâyesini inceleyerek Avustralya dinlerinin karakteristiği hakkında fikir edinmek mümkündür. Bu hikâyeye göre; güneş, ay ve yıldızlar başlangıçta yeryüzünün altında ve uyku hâlindedir. İnsanların atalarıysa yeryüzünde, yarı embriyonik kütleler veya az gelişmiş bebekler biçiminde çaresizce kıvranırlar. Bu biçimsiz kütlelerin kadınlara ve erkeklere dönüşmesi tanrıların binlerce yıllık uykusundan uyanmasıyla mümkün olur. Uyanan tanrılar yeryüzüne çıkıp çaresizce kıvranan kütleleri şekillendirirler ve onların bedenlerinde doğarlar. Bu ruhların bazıları hayvan bazılarıysa insan biçiminde doğar. Dünya, bu tanrıların yaşamları ve güçleriyle beslenir. Arandalar, insanları amorfluktan kurtarıp onlara kendi ruhlarını bahşeden tanrıları “Altjirana nambakala” yani “kendi sonsuzluğundan doğanlar” olarak adlandırır.

Arandaların yaratılış hikayesine göre insan sonsuz bir döngünün parçasıdır. İnsan varlığı esasen ruhların dünyasına yani Aborjinlerin “düş zamanı” olarak adlandırdığı zamana aittir. Ölüm ise ruhun ait olduğu yere dönmek için çıktığı yolculuğun başlangıcıdır.

Ölüm ve Cenaze Ritüelleri

Mircea Eliade’nin Avustralya Dinleri kitabında anlattığına göre; kıtanın bazı yerlerinde cenaze seremonisi ölüm alâmetlerinin görülmesiyle başlar. Birisi can çekiştiğinde, akrabaları etrafında toplanır ve kabilenin totemine ilişkin şarkılar söyler. Can çekişmekte olan kişi de elinden geldiğince şarkılara eşlik eder.[1] William Lloyd Warner A Black Civilization isimli çalışmasında Murning kabilesinden birinin söz konusu ritüeller hakkında söylediklerini aktarır. Bilgi kaynağı, can çekişen kişinin etrafında söylenen şarkıların onu kötü hayaletler tarafından alıkonulmaktan kurtardığını anlatır. Şarkıları duyan ata ruhları merhumu alıp toteminin geldiği klana yani düş dünyasındaki vatanına geri götürecektir.[2]

Cenaze ritüellerinin tek amacı merhumu uğurlamak değildir. Merasimler, günler hatta haftalar boyunca sürebilir. Törenlerin her aşaması özenle planlanır ve bu plan dâhilinde yapılan her şeyin bir anlamı vardır. Ölüm, kişiyi “düş zamanı”na götürmelidir ve yolculuğun selameti yapılan törenlere bağlıdır.

Ata ruhları, birçok dinde olduğu gibi Avustralya inanışlarında da kutsaldır. Aborjinler, rüyalarının ata ruhları tarafından iletilen mesajlar olduğunu düşünürler. Rüyalar, başka bir boyutta varlığını sürdüren, ait olduğu yere yani “düş zamanına” dönmüş olan ataların mesajlarıdır. Yani Ruhun yolculuğu bu düş zamanında başlar, sonra bir bedene sirayet etmesiyle maddi bir düzeye gelir ve nihayet öldüğünde düş zamanında son bulur.

Öte Dünya ve Yetişkinliğe Geçiş Törenleri

Aborjin inanışlarına göre ölüm yalnızca fiziksel yaşamın sona ermesiyle gerçekleşen bir durum değildir. Her insan, ölümü hayatında birkaç kez deneyimler ve ölülerin ait olduğu dünyaya yolculuk eder. Çocukluktan yetişkinliğe geçiş süreci de ölümün bir varyasyonu olarak tanımlanır.

Çocuklar, profan bir dünyada doğup büyürler ve ilk yetişkinlik alametlerini gösterene kadar ruhlar âleminden habersizdirler. Yetişkinlik, ancak çocukluğun ölümüyle mümkün olur. Ölüm burada mecazi bir olgu olarak değil bizzat ilk anlamıyla tanımlanır.

Erginlik, çocukların yeryüzüne hâkim olan doğaüstü ruhlar tarafından yutulmasıyla başlar. Çocuk ölmüştür ve yetişkin adayının yeni bir hayata hazır olması gerekir. Çocuğun yakınları bu süreçte bir cenazede olduğu gibi yas tutar ve ergenliğe geçiş törenleri cenaze merasimlerinden farksızdır. Yetişkin adayları, toplumun geri kalanından izole edilerek özel bir eğitimden geçirilirler. İnziva sürecindeki adaylar, uzun süre aç bırakma, sünnet, kasıtlı yaralama gibi fiziksel acı veren eylemlere maruz kalırlar. Eliade’nin adı geçen eserinde bahsettiğine göre; törenlerin en ilginç yönlerinden biri adaylara engelli gibi muamele edilmesidir. Bazı kabilelerde, ergenliğe giren kişinin törenler bitene kadar konuşmasına izin verilmez ve sadece anlamsız seslerle ya da el işaretleriyle iletişim kurmasına izin verilir. Kıtanın bazı yerlerinde yetişkin adayların yürümesine dâhi izin verilmez, bir yere gitmeleri gerektiği zaman tahtırevanla taşınırlar. Yetişkinlik alametleri başladığında çocuk ölmüştür ve yaşamsal faaliyetlerin bu yüzden kesintiye uğraması gerekir.

Yetişkinliğe geçiş törenleri, tıpkı cenaze merasimlerinde olduğu gibi kişinin düş dünyasına yaptığı yolculuğun sorunsuz geçmesini sağlar. Aranda kabilesinin inanışlarına göre, bu törenler yapılmadığı ya da yeterince iyi organize edilmediği zaman, erginliğe adım atan kişinin ruhu tehlikeye girer. Böyle bir durumda çocuğun bedeni, Erintja adı verilen habis ruhlar tarafından ele geçirilir. Erintja tarafından ele geçirilen bir kişi ise kabilesine ancak felâket getirebilir.

Sonuç olarak, Avustralya inanışlarında yaşam ve ölüm birer yolculuktan ibarettir. İnsan doğumdan önce ait olduğu ruhanî dünyaya rüyalarında, yetişkinliğe adım attığında ve öldüğünde yolculuk eder.

Kaynaklar:

Mircea Eliade, Avustralya Dinleri, Çeviren: Cem Soydemir, Doğubatı Yayınları, 2018


[1] Mircea Eliade, Avustralya Dinleri, Çeviren: Cem Soydemir, Doğubatı Yayınları, 2018 syf: 177

[2] William Lloyd Warner, A Black Civilization, Harper Torchbook