Fal ve Falcılık: Çağdaş Bir Hizmet Sektörünün Doğuşu | Zehra Satıloğlu

0
1610

Özet

Bu makalede, geçmişten günümüze hemen hemen her toplumun tarihinin tozlu sayfalarında kendinden söz ettirmiş ve yer almış fal ve falcılığın, günümüz toplumlarında geçmişteki anlamından, sahip olduğu değerinden uzaklaşarak bir piyasa oluşturması ve çağdaş bir sektör haline gelişi ele alınmaktadır. İnsanların geleceğe olan merakları bitmediği sürece çeşitli yöntemlerle, hayatlarına dair bir şeyler öğrenmeye çalışacaklardır. Çalışmada öncelikle fal ve falcılığın tarihinden ve geçmişte nasıl ve ne şekilde fal bakıldığına dair kısa açıklamalar yapılmıştır. Sonrasında tekrar günümüze dönerek fal ve falcılığın modern toplumda nasıl algılandığına ve yaşandığına dair kuramsal çerçevede incelemeler yapılmıştır. Antropoloji bilim dalından da yararlanılarak fal ve falcılık kavramının gündelik hayat pratiklerinden yola çıkarak sosyolojik düzlemde açıklanmaya çalışılmıştır.

Anahtar Kelimeler; fal, falcılık, meta, kapitalizm, arzu nesnesi, tüketim antropolojisi.

Giriş

Geçmişte ve günümüzde sahip olduğumuz gelenekler, gelenekler bağlamında oluşturduğumuz kültürler toplumları oluşturmuştur. Her toplumun kendine özgü bir kültürü, inancı ve inancın kazandırdığı bazı ritüelleri, davranışları vardır. Bu davranışlar ise, insanı anlamaya ve anlamlandırmaya kaynaklık ederken; antropolojik olarak yapılan incelenmelerde de bu ritüellere açıklık getirilmeye çalışılır ve o toplumun nasıl bir sosyolojik yapıya sahip olduğu da kavranmaya çalışılır. Toplumları ve o toplumları var eden insanı anlamaya çalışmak zor bir uğraş olsa da insanın eylemlerini anlama çabamızda bize yol gösterecek olan çalışmalar ve bu çalışmalar sonucunda yapılan çözümlemeler, elde edilen bulgular ve sonuçlar bunu kolaylaştırmamızı sağlayacaktır. Bu bağlamda psikoloji, sosyoloji, antropoloji gibi bilim dalları aslında ortak bir amaca hizmet etmektedir. 

Çoğu toplumun sahip olduğu inançlar ve inançların kazandırmış olduğu ritüeller bağlamında ve kültürlerin de etkisiyle bazı olgular oluşmuştur. Bu olgular, özellikle insanların geleceklerini öğrenme ya da hayatlarına dair bazı şeyleri değiştirme ve dönüştürme istenciyle yoğrularak toplumda birtakım normlar geliştirmeye başlamıştır. Geleneksel ve ilkel toplumlarda büyü, fal gibi inançların oluşturduğu bu normlar, günümüzde daha farklı bir hale dönüşerek ekonomi, sosyal yapı gibi birçok temel yapıyı etkilemeye başlamıştır. Fal ve falcılığın çağdaş bir hizmet sektörüne dönüşünü ele alınacak olan bu çalışmada, aslında metafiziksel bir yapıya sahip olan falın, nasıl ekonomik olarak bir sektör haline geldiği üzerinde durulacak ve günümüzde de sosyo-kültürel yapıyı etkilediği gerçeğinden bahsedilecektir. Öyle ki makalede, fal ve falcılık olgusunun doğru olup olmadığından ya da bu olguya inanılmalı mı yoksa inanılmamalı gibi ifadelere yer vermekten ziyade; falcılığın bir sektör halini alması, toplumda ekonomik olarak bir alan haline gelmesi ve kültürel bir değerin nasıl para kazanılan bir meslek haline dönüştüğü problemi üzerine tartışılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda fal ve falcılığın günümüz toplumlarındaki yerini ve yeni bir alan – meta haline dönüşünü incelerken eski medeniyetlerde nasıl algılandığını ve hangi anlamlara sahip olduğunu açıklamak da gerekmektedir. 

Fal ve Falcılık

Geçmişten günümüze bakıp bir değerlendirme yapacak olursak, falcılık toplumlarda varlığını koruyan bir olgu olarak var olmaktadır. Çünkü insanlar, hem geçmişte hem de günümüzde geleceklerini öğrenme meraklarını yitirmemişlerdir. Bu nedenle geçmişin tozlu sayfalarını karıştırıp baktığımızda falcılık ve bu tür mistik olaylara başvurarak insanların yaşamlarına dair ileri bir bilgiyi bu yolla edindiklerini ve bu durumun onlar için bir umut, teselli kaynağı olduğunu söyleyebiliriz. İnsanlar, umutsuzluk içinde oldukları anlarda ve içinden çıkılamaz bir durumla karşılaştıkları durumlarda fal baktırma ihtiyacı hissetmişlerdir. Falcılardan duyacakları şeyler aslında onlar için geleceklerinin bugününü yaşamalarıdır. Çünkü var olan toplumsal hayat, gündelik ve bireysel yaşamları, sahip oldukları kültürleri, bu olguların hepsi bir kısır döngü içinde devam eden şeylerdir; insanlar bu kısır döngü içerisinde yaşadıkları olayları ve bulundukları durumu fala bakarak ya da baktırarak anlamlandırmaya çalışmışlardır. 

“İnsanbilimin her şeyden önce görgül (ampirik) bir bilim olduğu açıktır; her ekin bizi ancak somut ve ayrıntılı gözlemler sonucunda betimleyebileceğimiz yepyeni bir durumla karşı karşıya getirir. Yalnızca olayları değil, farklı ekinlerin hayvanları, bitkileri, göksel cisimleri ya da başka doğal görüngüleri hangi ilkelere göre seçip anlamlandırdığını ve sınırlı bir öğeler bütününden nasıl bir dizge oluşturduğunu bize yalnızca gözlem öğretebilir’’(Strauss, 1983:100). Falcılık olgusunu otorite ve birey ilişkisi bakımından düşünecek olursak, falcılığın bu kadar önem kazanmasını sağlayan ve aradan yüzyıllar geçmesine rağmen hala silinip gitmeyen, kültürel bir norm olmasını sağlayan en önemli etken, yine bireyin ta kendisidir. Otorite kavramı gibi, bir otoriteyi yaratan aslında var olan baskın güç değil; kişinin o şeyi bir otorite olarak görmesiyle başlamaktadır. Bu bağlamda, hayatımızda var olan nesneler ve kişiler, kişilikler nasıl bizim onlara yüklediğimiz anlamla bir değer kazanıyorsa falcılığın böylesi bir değer kazanması, inanılması ve inanılmaması da bireyin nazarıyla oluşagelmiştir.

Makalenin ilerleyen kısımlarında değineceğimiz gibi, günümüzde falcılığın asıl işlevi, materyalist bir nosyon kazandığını ve sektör haline dönüşünü gözler önüne sermektedir. Gelişen teknoloji ile insanlar telefonlarına fal baktırabilecekleri,  “falcı bacı”, “falaaddin”, “fal diyarı”, “kaave- coffee fortune reading”, “fal cafe”, “efsun abla kahve falı” gibi çeşitli uygulamalar indirerek arkadaşlarıyla geçirdikleri zamanları, içtikleri kahve ve uygulamaya gönderdikleri fallarla geçiren bir kitle oluşmuştur. Var olan kafelerin çoğunda kahve falı, tarot falı, su falı ve çay falı gibi çeşitli fallar bakılmaya başlanmıştır. Ve falcılar baktıkları her fal için insanlardan belirli miktarlarda para istemektedirler. Böylece günümüzde falcıların ve en nihayetinde de fal kafelerin sayısının arttığını söyleyebilmek mümkün olduğu gibi, gitgide de artmaya devam etmektedir. Artan fal kafeler ise bu sektörün diğer sektörler içerisinde bir yer edindiğini ve bu sayede paranın fal metası üzerinden dolaşımını da göstermektedir.

Aynı zamanda fal ve falcılığın günümüzdeki halini almasını, tüketimin antropolojisi bağlamında da açıklamak mümkündür. Fakat kısaca ifade etmek gerekirse, falın bir tüketim nosyonu haline gelişi, var olan toplumun giderek tüketen ve tüketmeye devam edecek bir toplum olacağının da göstergesidir. Fal kafelerin sayısının bu kadar artması aynı zamanda bir talebin olduğunun da kanıtıdır. Bu talep arz ilişkisi bağlamında insanlar kendi tüketim kültürlerini kendileri meydana getirmiş ve fal baktırmak – falcılık bir arzu nesnesi haline gelmiştir. Dolayısıyla, tüketim kültürünün yarattığı arzu nesneleri, kitle iletişim araçlarının gücüyle bireyde tüketme yönünde bir baskı oluşturmaktadır. Arzu nesnesine yönelik bu baskı, ona ulaşılıncaya kadar sürmekte; ulaşıldığı zaman bir başka nesneye yönelmektedir (Bıçakçı, 2000:9). En nihayetinde falcılık da insanların falcılara duyduğu güven ve onların söylediklerine inanç duymaları ile bir arzu nesnesi haline gelmiştir.

Daha çok antropolojik ve etnografik bir söyleme sahip olan fal ve falcılık olgusu, günümüzde sosyolojik bir anlam kazanarak aslında sosyolojinin de çalışma alanına dahil olabilecek bir konu haline gelmiştir. Birey ve toplum ilişkisine dâhil oluşu aynı zamanda bireyler arasında tabii caizse moda haline gelişi ve dahası tüketim nesnesine dönüşmesi falcılığı antropolojik bir olgu olmaktan çıkararak, bu olguya sosyolojik bir anlam kazandırmıştır.

Günümüzde Fal ve Falcılık 

Öncelikle eski dönemlere bakarak bir kıyaslama yapılacak olursa, sanayi toplumuna geçişle birlikte gelişen ve değişen teknoloji, geleneksel bir toplumdan bireysel bir toplum halini alış, değişen toplumla birlikte var olan toplumun gösteri toplumuna dönüşmesi, mitsel bir özellik taşıyan fal ve falcılığın bugünkü şeklinin bir açıklamasıdır. Strauss’ a göre, kültür dediğimiz sosyal gerçekliğin kalesi içinde hiçbir şey, hatta küçücük bir hercai menekşe bile anlamsız değildir(Strauss, 2013:8). Bu bağlamda fal ve falcılık olgusu da geçmişten günümüze zamanın tarihini oluşturan her döneme, toplumun gelenek ve kültürlerine bir anlam kazandırmıştır.

Fal baktırmak ve falcılığın bu kadar yaygınlaşması ile birlikte edilen sohbetlerin ardından içilen Türk kahvesi, telefonlardan indirilen uygulamalarla gönderilen falların yorumlanması ve bunun üzerine konuşmalara yerini bırakmıştır. Kapitalizm ile birlikte insanların daha da umutsuzluk hissi ve mutluluklarının perde arkasında yer alan bir mutsuzluk durumu vardır. Umudun, Raymond Williams’ın deyişiyle, “geleceğin kaybının hissedildiği” bir çağda merak uyandırıcı biçimde ihmal edilmiş bir kavram olduğudur (Eagleton, 2016:11). İnsanlar yaşamlarına dair umutsuzluğa düştükçe geleceklerinde neler olacağını, bir iş sahibi olabilme ya da olamama durumlarını, eğitim hayatlarında nasıl bir yere varıp varmayacaklarını merak eder olmuşlardır ve görüyoruz ki; toplumlar değiştikçe, zaman, durmak bilmeden ilerlemeye devam ettikçe, insanların merak ettikleri ve öğrenmek istedikleri şeyler de değişmiştir. 

“Kapitalizmin daha önceki bir evresinde, ufukta göz kamaştırıcı bir gelecek görmek mümkün olduğundan, umutlu da olunabiliyordu. Buna karşılık, aynı sistemin daha sonraki bir evresinde, şayet halen cılız bir beklenti söz konusuysa, o da geleceğin şimdinin bir nakaratı olacağı varsayımındadır’’ ( Eagleton, 2016:24). Eagleton’ın da belirttiği gibi, kapitalizm sonrasında yani insan gücünün yerini makineler aldıktan sonra, insanlar geleceklerine dair umutları azalmıştır. Artan nüfus ve işsizliğin artması, insanların yiyecek ekmeklerinin olmaması adeta bir ekmek kavgasının yaşandığı dönemlerden bu yana var olan özne hem tüketme isteğiyle dününü bugününü oluşturmuş hem de tükettiği nesnelerden doyum alamamaya başlamıştır. Yalnızca tükettiğinin nesneler olmadığını söyleyebileceğimiz birey, kamusal alandaki ilişkilerinden, günlük yaşamlarındaki ilişkilerine kadar birbirlerini de tüketmeye başlamıştır. Burada modern yaşamla birlikte bireyin kendi aralarındaki ilişkilerinin de dönüştürdüğünü söyleyebiliriz.

Günümüzdeki fal ve falcılığı, teknoloji ve çağımızın vazgeçilmezleri olan, gösteri toplumunun bizzat sanal bir gösterisinin kanıtı olan sosyal medya üzerinden de ifade edecek olursak; başta televizyon olmak üzere fal, astroloji, medyumlukla ilgili çeşitli programlar yayınlanmaktadır. Telefonlarda yer alan çeşitli fal bakma uygulamalarıyla insanlar evlerinde yani hiçbir falcıya gitmeden fallarına baktırabilmektedir. Daha çok kahve falı şeklinde yapılan fallar da bu uygulamaların indirilmesi ve indirildikçe de para kazandırması bile bu olgunun bir sektör haline dönüştüğünün göstergesidir. Kültürel ve popüler kültürel bir pratik olarak fal pratiği, aynı şekilde toplumdaki bir eğilime, ihtiyaca, görünüme, yapıya, davranış ve düşünce biçimine işaret etmesi açısından toplumsal gerçekliğin bir ürünüdür, ait olduğu topluma dair ipuçları taşır ve her kültürel ve popüler kültürel öğe gibi bağlamsal yani belli bir toplumsal ve ekonomik yapının veya ortamın ürünü ve yansıması olarak ele alınmayı gerektirir (Güngör, 2005:172)

Sosyal medya üzerinden günümüzdeki falcılığa atıfta bulunacak olursak, başta Instagram, Facebook olmak üzere, insanlar Instagram üzerinden falcı olduklarını gösteren hesaplar açmaya başlamış ve Instagram üzerinden fal bakmaya başlamışlardır. Hesap numaralarını fal baktıracak kişilere gönderip baktıkları (genellikle kahve falı) fal başına belirli bir ücret talep etmektedirler. Instagram üzerinden edindikleri popülerlikle doğru orantılı olarak bu fiyatı arttırdıklarını da söylemek mümkündür. Bu kişilerin takipçi sayıları da günden güne artmakta ve fal baktırmaya olan talep de devam etmektedir. Dolayısıyla yalnızca fal kafelerin sayısı artmakla kalmamış, sosyal medya üzerinden de yeni bir sektör oluşmuş ve aynı olgu üzerinden para kazanılmaya başlanmıştır. Oluşan bu sektörü modern zaman ile bir bağlantı kurarak değerlendirmek gerekirse, geleneksellikten sıyrılıp bireysel bir yaşama sahip birey, çağının getirdiği değişimleri kabullenerek tüketim haline gelen bir nesneyi daha da tüketerek popülerlik kazanmasına sebep olur hale gelmiştir. Bahsi geçen Instagram durumu buna güzel bir örnektir. Baktırdığı falın resmini hesabında paylaşan ve resmin altına yazılar yazarak diğer kişilerin de görmesini sağlayarak ister istemez yaptığı şeye bir popülerlik kazandırmıştır. Bu duruma Strauss’un cümleleriyle bir açıklık getirmek yerinde olacaktır: “Modern özneyi silen yapı içinde unsurların kendi başlarına hiçbir değeri ve anlamı yoktur. Yalnızca bir sistemin içindeki konumlarına göre bir anlam veya değer kazanırlar. Bu unsurlar, sistem içindeki başka unsurlarla ilişkileri ölçüsünde ve bu ilişkilere göre anlama sahiptir” (Strauss, 1983:12). Modern özne yaşadıklarını başka kişilerle de paylaşan ve aslında yaşadıkları başkalarının beğenisi ve ilgisiyle bir değer kazanır olmuştur. Diğer insanlarla olan ilişkilerinde ve toplumda yer edinebilmek için sistemin durmak bilmeden dönen çarkının bir parçası olmayı kabul eder hale gelmiştir. Yani fal bakmak ve baktırmak da bir nevi bu sistemin popüler hale getirdiği bir şeyin parçası olmuştur ve bugünkü sektörel boyuttaki anlamına imza atmıştır.

Arzu Nesnesi Olarak Fal ve Falcılık

Kültürel normlar, toplumun sahip olduğu ritüeller, modern çağ ile birlikte tamamen farklı anlamlar kazanmış ve günümüzün hastalığı diyebileceğimiz bir tüketim nosyonuna dönüşmüştür. Birey için kültürel bir kazanım olmaktan çıkıp, moda haline dönüşüp bu olgu üzerinden bir para, sermaye elde edilmeye başlanmıştır. 

Bu durumda fal bakmak, baktırmak arzu edilir bir nesne haline gelmiştir. Metanın kendi kendini ürettiği bir sistem içerisinde, falcılık da bir meta kimliğine bürünmüş ve bireyi de bu kimlik karmaşası içerisinde yapayalnız bırakmıştır. Bu durumu Guy Debord’un “Gösteri Toplumu” kitabından bir cümleyle pekiştirmek yerinde olacaktır: “Somut metanın nadir ya da azınlıkta olduğu bir toplumda, meçhul güç adına konuşan tam yetkili aracı gibi kendini gösteren şey paranın bariz hâkimiyetidir”(Debord, 2014:49). Falcılık sektörü tamamen paranın hâkimiyeti altına girmiştir. Metanın her anlamda hâkim gücü elinde bulundurduğu bir toplumla birlikte kaygı toplumu haline de dönüşen toplum, tesellisini falcılarda ve onların baktıkları fallarda arar olmuştur ve bu da falı arzu edilen bir nesne haline getirmiştir. Aynı zamanda sistemin sahiciliğini yitirdiği bir toplumu doğurmasıyla, birey gerçekliğini yitirdiği bir düzende sahte hayatlar üzerinden kendisini kıyaslayarak yaşamaya bel bağlamış ve yapılan görüşmelerden de varılan sonuca göre, insanlar içlerini dökmek ve falı bir terapi olarak da görmeye başlamıştır. 

“Çağımız için kutsal olan tek şey yanılsama, kutsal olmayan tek şey ise hakikattir. Dahası, hakikat azaldıkça ve yanılsama çoğaldıkça çağımızın gözünde kutsal olanın değeri artar, öyle ki, bu çağ açısından yanılsamanın had safhası, kutsal olanın da had safhasıdır”(Debord, 2014:33). Burada bahsedildiği gibi, aslında hakikatin azalması ve bireyin kendi iç dünyasındaki gerçekliği arayış onu fal baktırmaya yöneltmiştir. Haftada bir ya da iki kere gelip belli bir ücret ödeyip de kahve ya da tarot falında çıkanlara inanan ve onların gerçekleşmesini bekleyen insanları bu duruma getiren ne olmuştur diye düşünmek gerekecektir. Yanılsamalarla dolu olan çağımızda hakikat bir kahve fincanında aranır olmuştur. Taburoğlu’nun “Nazar” adlı kitabından yararlanarak bir değerlendirme yapacak olursak, aslında insanlar yalıtılmış olmak ve var olan bu yanılsamaların içinde kendi poetikalarını da oluştururlar(Taburoğlu,2017:90). Kendi poetikaları oluşturmaları ve arzu edilen nesneler içinde aynaya baktıklarında yansımalarını görmekten ziyade yanılsamalarını görürler. Fal baktıran insanlar aslında tam da Taburoğlu’nun bahsettiği bir bakışla kendilerine bakmaktadırlar.

Falı bu kadar sektör ve moda haline dönüştüren diğer bir şey ise arzu edilen nesnenin günlük yaşamda büründüğü rol ve sahip olduğu sembolik anlamın gücüdür. Var olan sembol, ne kadar çok ortak insan deneyimden çıkarılırsa o kadar yaygın olur ve kesin kabul görür (Douglas, 2017:145). Fallar da sahip olduğu semboller sayesinde birçok insan tarafından kabul görmüş ve onu tüketimin bir parçası haline getirerek arzu edilir bir konuma getirmiştir. Bu arzu edilişi Simmel’in bahsettiği metropol ve taşralı bir yaşam sorunsalı bağlamında da değerlendirmek mümkündür. Simmel, bireyi ele alırken metropol bir yaşam sürdüren bireyin daha çok bilince sahip olması gerektiğinden bahseder(Simmel, 2015:318). Taşra yaşamının aksine daha yoğun ve tempolu bir yaşam bireyi her şekilde etrafında olup bitenleri anlama ve ayak uydurmaya davet eder. Bu anlamda falcılığın hem arzu nesnesi haline gelişi hem de var olan her nesnenin bir tüketim aracı olması metropol yaşamının da bir sonucudur.

Maddi Bir Kültür Olarak Fal Ve Falcılık

 “Maddi kültür” terimi, görünüşte cansız olan çevremizdeki şeylerin; toplumsal işlevler gerçekleştirmek, toplumsal ilişkileri düzenlemek ve insan faaliyetine sembolik anlamlar katmak üzere insanlar üzerinde etkide bulunduğunu ve insanların da onların üzerinde etkide bulunduğunu vurgular(Woodward, 2016:7-8). Ian’ın kitabında yer alan tanımdan yararlanarak açıklama getirmeye çalışacak olursak, falın da maddi bir kültüre dönüştüğünü söyleyebiliriz. Öncelikle bu durum insanların tüketime olan arzularının bitmeyişinden ve tükettikleri şeyleri yalnızca kendileri için değil Goffman’ın da ifade etmiş olduğu bir kavram olan vitrinlerinde sunmak için tüketir hale geldiklerinden dolayıdır. Bu yüzden tüketmek ve tükettiğinin bilincinde bile olmayan özne, toplumdaki birçok kültüre maddi bir anlam kazandırmıştır. Bu bağlamda günümüzdeki falcılığı maddi bir düzleme oturtarak ele almak mümkündür.  Tüketmek konusunun yanında, toplumda var olan her şeyin bir anlamı ve sebebi vardır. Sahip olduğumuz davranışlar, ritüeller, kültürel normlar ve dahası.

Goffman, gündelik durumlara yönelik çalışmasında bireylerin seyirciler, oyuncular olduğunu ve sahne önü sahne arkası gibi çözümlemeler yaparak dramatik bir anlamdan bahsetmiştir. Çalışmanın diğer bir sorunsalı aslında günlük yaşamda bireylerin sergilediği tutumlar ve davranışlardır. Tüketimin arzu edilişini tetikleyen bir unsur olarak bireylerin üzerine giydiği bu oyuncu kimlikleri olduğunu ifade edebiliriz. Goffman oyuncu ve sahne arkası kavramları şöyle açıklamaktadır: “Oyuncuların sahne arkasında daha gayri resmi, samimi ve rahat davrandıklarını, performans sırasında tetikte durduklarını söylerken, insanlar arasındaki güzel etkileşimlerin -nezaket, sıcaklık, cömertlik ve başkalarının arkadaşlığından zevk alma gibi- yalnızca sahne arkasındakilere yönelik olduğu; kuşku, züppelik ve güç gösterilerinin ise vitrin bölgesi faaliyetlerine özgü olduğu düşünülmeli.”(Goffman, 2016:129). Falcılar için fal bakmak, maddi bir kültür ve popülerliği artan bir meslek olduğu için daha çok para ve diğer kafeler tarafından tanınırlık önem kazanmıştır. İlginç bir şekilde tüm fal kafelerde çalışan çoğu falcının birbirini tanıdığını ve birbirleri hakkında nasıl çalıştıklarına dair söylemler içeren konuşmalar yapması aralarında bir rekabet olgusunun oluştuğunu göstermektedir. Günde kaç müşterilerinin olduğunu belirten ve yarıştıran kıyaslamalar, nasıl çalıştıklarını ifade ettikleri ve aralarında yaşanan bazı olayları eleştirel bir şekilde dile getirmeleri, tam da falcılığın bir sektör oluşunu gösteren, rekabet ve piyasadaki çekişmeye dair kanıtlar sunmuştur. Tüketimi oluşturan nesneler tüketilen şeyler dünyasında da kendi içinde bir anlama sahiptir. Meta dünyasının olmazsa olmazı rekabet, sektörlerin kendi içlerinde yarışı çağdaş ve kültürel bağlamda oluşmuş bir piyasa içinde bile kendini göstermiştir. Bu çıkarımlardan sonra falcılığın günümüzdeki işleyişine dair benzer bir söylem içeren, Woodward’ın cümlelerine tekrar başvuracak olursak; “Tüketim anlam yaratmayla alakalı bir şeydir. Mallar dünyası tüketiciler için bir muhtemel anlamlar dünyası haline gelir. Bu yüzdendir ki şeyleri tüketmenin çekiciliği ihtiyaçları geçici olarak tatmin etmesiyle ancak kısmen alakalıdır. Şeyleri tüketmenin daha önemli çekiciliği benliğin gerçekleştirilmesi, onaylanması ve idare edilmesi açısından sürekli fırsatlar sunmasıdır.” (Woodward, 2016:135-136).

Falcılık sektörü de fala atfedilen anlam çerçevesinde insanlar tarafından çekici hale gelmiştir. Sohbet aralarında içilen bir kahve fincanının içindeki semboller ya da tarot kartlarındaki imgeler, günümüz toplumunun bir anlam dünyasını yansıtmıştır. Görüşmelerde falcıların sıklıkla bahsettikleri şey ise, insanların çoğunlukla kaygı içerisinde oldukları ve bireysel yaşamlarında karşılaştıkları zorluklara çıkış yolu ve çare olarak da falı gördükleridir. Bu bağlamda fal baktırmak ve telefonlardaki fal uygulamalarının hızla artmaya devam etmesi, sosyal medyada da aynı şekilde belli bir ücret karşılığında fal bakılması, var olan bu kültürün üzerine giymiş olduğu maddi anlamdan kurtulamayacağının göstergesi olmuştur. Tüketim olgusu her dönemin ve toplumun sahip olduğu kendi kültürü bağlamında bir tüketici bulur.

“Tüketim kararları verili dönemi kültürün hayati kaynağı haline gelir. Belli bir kültürde yaşayan insanlar, bu kültürün kendi hayatlarını süresince değiştiğini görürler: yeni kelimeler, yeni fikirler, yeni tarzlar. Kültür evrilir ve insanlar değişimde rol oynar. Tüketim tam da kültürün kavgasının verildiği ve biçimlendiği yerdir” (Douglas, Isherwood, 1999:73). Mary Douglas’ın tüketim ve kültür bağlamında kurduğu ilişki günümüz toplumlarına kaynaklık edecek söylemler içermektedir. Çünkü geçmişe dönüp baktığımızda fal ve fal bakmak, baktırmak etnografik bir içeriğe sahip kültürel bir normdu. Şu an ise falcılık tüketim nesnesi olmaya başlamış toplum değişmeye başladıkça toplumla birlikte sahip olunan kültürler ve normlar da değişmiştir. 

En nihayetinde fal ve falcılığı tüketimin omuzlarına yüklediği bir nesne olarak ifade ettik. Kültür olarak fal kavramı çağımızın moda haline getirdiği, sahnenin arka perdesinde birçok sebebin yer aldığı meta toplumu, gösteri toplumu, kaygı toplumu vb. bir bağlamda sosyolojik, psikolojik ve antropolojik bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır. 

Güngör’ün makalesinden faydalanarak bir açıklama yapacak olursak, falı popüler bir kültür olarak ele almıştır ve popüler olanı belirleyen şeyin aslında tüketim gücü olduğunu belirtir (Güngör, 2005:176). Bir şey ne kadar çok alıcı bulursa ve ne kadar tüketilirse onu popüler hale getiren şey tam da bu noktada ortaya çıkmaktadır. Yapılan görüşmeler ışığında da rasyonelliğin hüküm sürdüğü bir toplumda hala rasyonel olmayan olguların olduğunu ve buna itimat edildiğini söylemek yerinde olacaktır. Dahası popüler olan beraberinde kamusal anlamda ilişkileri de beraberinde getirmektedir. Popüler olan bir kültürü ya da tüketim nesnesine dönüşmüş bir olguyu toplumdan ve toplumdaki ilişkilerden bağımsız düşünmemek gerekecektir. Bu bağlamda Goffman’ın “Kamusal Alanda İlişkiler” kitabına atıfta bulunmak yerinde olacaktır; Goffman insanların nasıl bireysel bir yaşam sürdürdüklerinden bahsetse de toplumsal ilşkilerden de kaçamayacaklarını ve en nihayetinde ‘sabitlenmiş yahut çivilenmiş ilişkiler’in söz konusu olduğundan bahseder (Goffman, 2017:230).

Sonuç 

Bitmek bilmeyen gelecek merakı ve insanların hayatlarına dair bir kaygı içerisinde olmaları, onları bazı metafiziksel, somut olarak kesin bir yargıya varamayacağımız şeylere yöneltmiştir. Geçmişten günümüze değişmeyen bu gelecek merakı aynı zamanda beraberinde çeşitli yöntemleri getirmiştir. Hayvanların kürek kemiklerinden başlayıp günümüzde bir fincan kahvenin içindeki sembollere atfedilen anlamlarda vuku bulan fal, değişerek toplumun dönüştürdüğü haliyle bir biçim ve içerik kazanmıştır. Antropolojik bir olgu olan fal ve falcılık, sahip olduğu bu anlamından uzaklaşarak amacı dışında bir olgu haline gelmiştir. Yalnızca para kazanmak için insanlara umut veren falcılar fincanın dibinde kalan şekillerle yorumlar yaparak buna inanan insanların hayatlarını da etkilemeye başlamıştır. Hayatlarını falda söylenenlere göre yönlendiren bir kitle oluşmuştur ve buradan çıkarılacak sonuç ise, kaygının ve umutsuzluğun insanların yaşamlarına haiz olmaya başlaması ile fal onlar için bir umut ve beklentilerini karşılayacak bir olgu haline gelmiştir. Kaygı toplumuna dönüşüyor olmak aslında bu durumun açıklamasını oluşturmuştur. Kaygı toplumu olmasının yanında metanın çok önemli bir rol oynaması ve falcıların sayısını arttırmıştır ve kafelerdeki bir dönüşüme de yol açmıştır. Kafelerin bir de fal bakan falcı çalışanları olmuştur ve kafe sahipleri hem kazandığı parayı arttırmıştır hem de insanların kafede yalnızca bir şeyler yemek ve içmekten farklı olarak gelme sebepleri olarak fal baktırma da olmuştur. Kafeler tanınırlıklarını sağlamış ve fal bakacak falcıların olması çoğu insan için kahvesini içtikten sonra sohbet edebileceği ve merakını gidereceği bir ortam oluşturmuştur. Aslında falcılığın bir sektör haline gelmesi ile birlikte kafelerin dönüştüğü sonucuna da ulaşmak mümkündür. Fal ve falcılığın çağdaş bir ekonomik temelli piyasa oluşturmuştur. Değişen toplum ve ilişkiler bu piyasanın popüler olmasında ve bir yer edinmesinde etkili rol oynamıştır. Daha çok antropolojik ve etnografik bir çalışma gibi görünse de var olan araştırma, fal ve falcılığı sosyolojik bağlamlarla ele almıştır ve günümüzdeki konumu da sosyolojik bir anlam kazandığını göstermiştir.

Kaynakça

Bıçakçı, İ. (2000). Sanayi Toplumundan Bilgi Toplumuna Tüketimin Evrimi ve Türkiye’deki Yansımaları. Uluslararası İnsan Bilimleri Dergisi, 1(5), 9.

Debord, G. (2104). Gösteri Toplumu. Ayşen E. & Okşan T. (Çev). Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

Douglas, M. (2017). Saflık ve Tehlike: Kirlilik ve Tabu Kavramlarının Bir Çözümlemesi. Emine A. (Çev). Metis Yayınları, İstanbul.

Douglas, M. & Isherwood, B. (1999). Tüketimin Antropolojisi. Erden Attila A. (Çev.). Dost Kitabevi Yayınları, Ankara.

Eagleton, T. (2016). İyimser Olmayan Umut. Emine A. (Çev). Ayrıntı Yayınları, İstanbul.

Goffman, E. (2017). Kamusal Alanda İlişkiler: Toplu Yaşamın Mikro İncelemeleri. M. Fatih K. (Çev.). Heretik Yayınları, Ankara.

Goffman, E. (2016). Günlük Yaşamda Benliğin Sunumu. Barış C. (Çev.). Metis Yayınları, İstanbul.

Güneş, E. (2013). Su Falı, Kahve Falı ve Tarot Kafelerine Gidenlerin Din Psikolojisi Açısından Değerlendirilmesi ( İstanbul Örneği). Yüksek Lisans Tezi, Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, İstanbul.

Güngör, İ. (2005). Popüler Kültür Ürünü Olarak Fal. İletişim dergisi. (21), 172.

Hatipler, M. (2017). Postmodernizm, Tüketim, Popüler Kültür ve Medya. Bilgi Dergisi. (34), 32-50.

Levi-Staruss, C. (1983). Din ve Büyü. Ahmet G. (Çev.). Yol Yayınları, İstanbul.

Lévi-Strauss, C. (2013). Mit ve anlam. Gökhan Yavuz D. (Çev.). İthaki Yayınları, İstanbul.

Nar, M. Ş. (2014). Psiko-antropolojik Bir Olgu Olarak Fal. Ankara Üniversitesi Dil ve TarihCoğrafya Fakültesi Dergisi, 54(1), 511.

Nar, M. Ş. (2015). Küreselleşmenin Tüketim Kültürü Üzerindeki Etkisi: Teknoloji Tüketimi. Uluslararası Sosyal Araştırmalar Dergisi, (37), 944-951.

Reiner, E. (1960). Fortune-Telling in Mesopotamia. The University of Chicago Press. Vol. 19, No. 1, pp. 23-35.

Simmel, G. (2015). Bireysellik ve Kültür. Tuncay B. (Çev.). Metis Yayınları, İstanbul.

Sümbüllü, Z. (2010). Fal ve Falcılık Kavramı Ekseninde Türk Kültür Tarihinde Fal ve Kehanet. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, (43): 55-72.

Taburoğlu. Ö. (2017). Nazar: Başkası Nasıl Görür?. DoğuBatı Yayınları, Ankara.

Yanıklar, C. (2010). Tüketim Kültürü, Kapitalizm ve İnsan İhtiyaçları Arasındaki İlişki Üzerine Bir Tartışma. C.Ü. Sosyal Bilimler Dergisi, 34(1), 25-32.

Woodwarad, I. (2016). Maddi Kültürü Anlamak. Ferit Burak A. (Çev.). Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul.

Önceki İçerikGramsci ve Devlet | Kaan Eroğuz
Sonraki İçerikToplumsal Yapının Edebiyattaki İzdüşümleri | İlknur Burcu Keser
Zehra Satıloğlu
1995 yılında Gaziantep’te doğmuştur. İlkokul, ortaokul ve lise öğrenimlerini Gaziantep’te tamamladı. 2014’te Gaziantep Üniversitesi Sosyoloji Bölümü’ne başladı. 2016-2017 yılları arasında Erasmus programıyla Slovenya, Ljubljana Üniversitesi’nde öğrenimine devam etti. Döndükten sonra “Mavikent, İbnisina ve Karataş Mahallerindeki Konut Sorunu”na yönelik çalışmada saha araştırmacısı olarak yer aldı. Sosyoloji bölümünün gerçekleştirdiği, “Gaziantep’teki Suriyeliler; Uyum, Beklentiler ve Sorunlar” adlı projede saha araştırmacısı olarak yer aldı. Lisans bitirme projesi konusu “Fal ve Falcılık, Çağdaş Bir Hizmet Sektörünün Doğuşu”dur. Lisans eğitimini tamamladıktan sonra 2018 yılının güz döneminde Gaziantep Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji ABD’de yüksek lisansa başladı ve halen eğitimine devam etmektedir. Bir deniz derya olan sosyolojinin türlü alanları, toplumsal hareketler, toplumsal cinsiyet, sosyal teori ve göç konularıyla şu sıralar daha çok ilgilenmektedir.