Bir Özelleştirme Serencamı: Kamu Alanlarında Gıda Zehirlenmeleri* | Kaan Eroğuz

0
868

( *Bu makale 22-23 Şubat 2018 tarihlerinde Dokuz Eylül Üniversitesi’nde düzenlenen “DEÜ 1. İİBF Çalıştayı”nda yazar tarafından sunulmuştur. )

Özet

            Sosyal devlet krizinin belirginleştiği 1970’lerden itibaren sosyal devletin ve kamu yönetiminin küçültülmesine dönük çabalar tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de gündeme gelmeye başlamıştır. Özellikle 1980 sonrası neo-liberalizmin hakim ideoloji olarak ortaya çıkması ve Türkiye’nin küreselleşen dünya ile bütünleşme sürecine dahil olabilmek için kamu kurum ve işleyişlerinde hızlı bir şekilde özelleştirmeye gitmesi toplumun en temel ihtiyaçlarının bile özel veya taşeron firmalar tarafından sağlanması sonucuna yol açmıştır. Bu durum ulusal ölçekte birtakım sorunları karşımıza çıkarmıştır.

            Kamu kurumlarında özelleştirmenin bir sonucu olarak ortaya çıkan sorunlardan bir tanesi son zamanlarda sıklıkla duyduğumuz gıda zehirlenmeleridir. Yurdun birçok yerinde artan gıda zehirlenmeleri, sorunun yerel değil ulusal ölçekte olduğunu ortaya koymaktadır. Ayrıca söz konusu sorunların yaşandığı kamu alanlarında yemek firmalarının özel veya taşeron firmaların elinde olması yukarıda vurguladığımız sosyal devlet ve kamu yönetiminin aşındırılması sürecinden bağımsız değerlendirilemez.

            Araştırmamız, kışlalardan okullara ve yurtlara uzanan gıda zehirlenmelerini neo-liberal politikaların ulusal ölçekte yarattığı tahribatın bir neticesi olarak incelemekte, ilk bölümünde söz konusu sorunların yaşandığı kamu alanlarındaki vakalar hakkında basına yansıyan haberlere dayanarak bilgiler sunmakta, ardından sorunu “kar odaklılık-kamu yararı odaklılık” ekseninde incelemeye yoğunlaşmaktadır. Burada 2017 yılından bu yana kamu alanlarında yaşanan gıda zehirlenmesi vakalarına dair sayısal verilerden de yararlanılmıştır. Sonuç ve değerlendirme bölümünde ise mevcut soruna dair somut çözüm önerileri sunmaya çalışılacaktır.

Anahtar Kelimeler: Sosyal devlet, gıda zehirlenmeleri, neo-liberalizm, kamulaştırma, özelleştirme

Giriş

            Dünyada 1970 sonrası etkisini göstermeye başlayan kamu yönetiminin küçültülmesine dönük çabalar, zamanla “yerelleşme, özelleşme, yönetişim, teknokrasi” gibi kavramlar etrafında devletin yeniden yapılandırılmasına dönük bir sistemin yerleşmesini sağlamıştır. Liberalizmin kendini yeniden tanımlaması olarak karşımıza çıkan ve “neoliberalizm” olarak adlandırılan bu sistem, küreselleşen dünyanın hâkim ideolojisi olarak karşımıza çıkmıştır. Neo-liberalizm, devlet-piyasa ve ekonomi-siyaset ilişkilerinin “düzenleyici devlet” modeli çerçevesinde yeniden düzenlenmesi kamu alanına ve kamu hizmetlerine ilişkin genel kabullerin yeniden tanımlanması ve değiştirilmesine sebep olmuştur.

            1980 sonrasında Türkiye’yi de etkisi altına almaya başlayan neoliberal akım, “Birinci Kuşak Yapısal Reformlar” adı verilen yapılanma süreciyle devletin ekonomik ve idari yapısını hızlı bir şekilde dönüştürmeye başlamıştır. Özal döneminde başlayan Türkiye’nin küreselleşen dünyayla bütünleşme süreci, KİT’lerin daraltılmasına, özelleştirmelerin yaygınlaşmasına ve ülke ekonomisinin serbest piyasa ekonomisi doğrultusunda şekillenmesine yol açmıştır. Bu noktada özelleştirme kavramı en geniş anlamda; iktisadi, mali, sosyal ve siyasal nedenlerle ulusal ekonomi içerisinde kamu iktisadi faaliyetlerinin sınırlandırılması veya tamamen ortadan kaldırılmasına dönük uygulamalar bütünü olarak tanımlanabilir.[1] Türkiye’nin 1998 yılında IMF ile imzaladığı anlaşmayla “İkinci Kuşak Yapısal Reformlar” uygulamaya koyulmuş ve devletin “üretici” konumundan “düzenleyici” konuma geçişi özelleştirmelerin artmasına paralel olarak hızlandırılmıştır. Bu düzenlemeler çerçevesinde devlet ulusal savunma, iç güvenlik, adalet gibi işlevlerle sınırlı bir “kolluk gücüne” dönüştürülmek istenmiştir. Bu programa uygun olarak da devletin ekonomik ve toplumsal yaşama müdahaleciliğinin en yaygın biçimlerinden biri olan “kamu hizmeti üretiminin” olabildiğince sınırlanması amaçlanmıştır. Neo-liberalizm, devletin ekonomiye yönelik müdahalesinin ekonomik ve toplumsal krizlere neden olduğundan hareket ederek kamu yararının ancak piyasa mekanizmasının bütün toplumsal alanlarda yaygınlaştırılması yoluyla sağlanabileceği savunusu üzerine temellendirilmiş bir sistemdir. Bu sistem kamu hizmetlerini “faydalanan öder” ilişkisince örgütlenen “kar amaçlı” faaliyetler statüsüne kavuşturarak özelleştirmelerin arttırılmasına neden olan böylelikle devletin işlerini de piyasa ilişkilerinin düzenlenmesi ile sınırlayan bir anlayışı egemen kılmıştır. Devletin bu sistemi uygulayabilmesinde özelleştirmeler dışında başvurduğu bir başka yöntem taşeronlaştırmadır. Taşeronlaştırmanın ülkemizdeki tarihi Cumhuriyetin ilk yıllarına kadar uzanmaktadır. 1926 tarihli Borçlar Kanunu’nda dolaylı olarak da olsa taşeronlaşmadan bahsedilmektedir. 1936 tarihli 3008 sayılı İş Kanunu’nda “üçüncü bir şahıs” nitelemesiyle taşeronlaştırmadan bahsedilmekteyken 1950 yılında yapılan 5518 sayılı kanun değişikliğiyle taşeronlaştırmanın adı “aracı” olarak belirlenmiştir. 1971 yılında çıkarılan İş Kanunu “diğer işveren” kavramını kullanırken halen yürürlükte olan 2003 tarihli 4857 sayılı İş Kanunu ise taşeronu “alt işveren” olarak nitelemektedir. 1980 sonrasında özelleştirmelerle beraber yaygınlaşmaya başlayan taşeronlaştırma politikaları ilk olarak yemekhane, temizlik, güvenlik, nakliye gibi alanlarda uygulamaya konulmuştur. 1990’lardan itibaren ise diğer alanlarda da yaygınlaşarak günümüze ulaşmıştır. 2000’li yılların başına kadar taşeronlaştırmanın çeşitli kamu alanlarında artarak yaygınlaşmasındaki temel faktör, hangi işlerin taşerona verilebileceğine ilişkin bir sınırlama ve yasal düzenlemenin bulunmamasıdır. Bu yasal düzenleme ilk defa 2003 yılında çıkarılan İş Kanunu ile düzenlenmiş olsa da pratikte uygulanamadığı mahkemelerin verdiği muvazaa kararlarıyla ortaya çıkmıştır.[2] Böylelikle özelleştirme ve taşeronlaştırma uygulamaları devletin en temel meşruiyet kaynağı olan toplumun ortak yararını, “ortak iyi’yi” gerçekleştirme işlevini yok sayarak yerini kâr amaçlılığı güden serbest piyasacılığa bırakmıştır.[3]

            Tüm bu gelişmeler ışığında, Türkiye’nin küreselleşen dünyayla bütünleşme süreci ve bu süreçte uygulamaya konan düzenlemeler toplumsal ve ekonomik sorunları da beraberinde getirmiştir. Özellikle 2017 yılında artan kamu alanlarındaki gıda zehirlenmeleri, büyük vaatlerle uygulamaya konan neo-liberal politikaların halkın en temel ihtiyaçlarını bile karşılamadaki yetersizliğini gözler önüne sermiştir. Kışlalardan okullara, üniversitelerden öğrenci yurtlarına kadar halkın beslenme ihtiyacının devlet tarafından “maliyet hesabı ve kâr odaklılığı” güdülerek özel ve taşeron firmalara pazarlanması karşılaşılan sorunun temel sebebini oluşturmaktadır. Araştırmamız bu temel eksenden yola çıkıp ilk olarak basına yansıyan haberlere dayanarak 2017 yılında kamu alanlarında gerçekleşen gıda zehirlenmeleri hakkında bilgiler sunacak, ardından var olan sorunu “kamu yararı odaklılık- maliyet hesabı odaklılık” ekseninde incelemeye açacaktır. Sonuç ve değerlendirme bölümünde ise var olan soruna dair çözüm önerileri sunmak amaçlanmıştır.

1) Kamu Alanlarında Gıda Zehirlenmeleri

            Türkiye’de özelleştirme serancamı 2017’de tüm çıkmazıyla toplumsal sorunları önümüze getirmiştir. Bu bağlamda 2017 yılında çeşitli kamu alanlarında artan gıda zehirlenmeleri, kamu alanlarını özelleştirme ve taşeronlaştırma projesinin bir sonucu olarak kendini göstermiştir. Başta yerel, “istisnai” bir problem olarak yorumlanan ve pek önemsenmeyen bu sorun ülkenin çeşitli illerinde ve çeşitli kamu mekânlarında yaygınlaşmasıyla basında gerekli ilgiyi görmeye başlamıştır. Konunun tazeliği, soruna yönelik araştırmalar yetersiz kalsa da, 2017 yılında kamu alanlarında meydana gelen gıda zehirlenmeleri bazı internet sayfalarında ve gazetelerin köşelerinde yer almaya başlamıştır.[4]

a) Okulda

19 Ocak’ta Ordu’nun Kabataş İlçesinde taşımalı eğitim verilen bir ortaokulda 40 öğrenci yemekten zehirlendi. 17 Şubat’ta Karaman Polis Meslek Yüksekokulu’nda 33 öğrenci; Mart’ta Batman Kozluk’ta 34 ilkokul öğrencisi, Mayıs’ta Van’ın Edremit İlçesinde lise pansiyonunda 30 öğrenci, Haziran’da Antalya-Manavgat’ta 15 öğrenci, 10 öğretmen; yine Haziran’da Aydın’da bir anaokulunda 56 çocuk yemekten zehirlendi. Eylül ayında; Diyarbakır Kocaköy’de 5 okula birden aynı firma yemek götürüyordu, 200’den fazla öğrenci zehirlendi. Mersin’in Mut İlçesinde öğrenci pansiyonunda 63 lise öğrencisi yine Eylül ayında gıda zehirlenmesi nedeniyle hastaneye kaldırıldı. 5 Ekim’de Siirt Eruh’ta taşımalı eğitim veren bir okulda 25 öğrenci; 12 Ekim’de ise Diyarbakır-Ergani’de 294 öğrenci yemekten zehirlendi. 23 Ekim’de Çorum’da bir İmam Hatip Ortaokulu’nda 21 öğrenci; 30 Ekim’de ise Amasya’da bir Kur’an kursunda 44 çocuk zehirlendi. 30 Kasım’da Kahramanmaraş’ta bir ortaokulda 16 öğrenci toplu yemekten zehirlendi.[5]

b) Yurtta/ Kampüste

6 Ocak’ta Bolu’da KYK yurdunda kalan 63 öğrenci, 21 Mart’ta Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi’nin KYK Yurdu’nda kalan yaklaşık 100 öğrenci; 24 Mart’ta Çorum’da, Hitit Üniversitesi Osmancık MYO’da öğrenim gören ve KYK yurdunda kalan 12 öğrenci, 11 Nisan’da Kocaeli Üniversitesi Umuttepe Kampüsü içinde yer alan KYK Kız Yurdu’nda 26 öğrenci; 13 Nisan’da Mardin Artuklu Üniversitesi kampüs yemekhanesinde çıkan yemekten 82 öğrenci; 20 Mayıs’ta Sivas’ın Suşehri İlçesinde KYK yurdu yemekhanesinde çıkan yemekten 33 öğrenci, 23 Mayıs’ta Manisa Şehzadeler İlçesindeki KYK yurdundaki yemekten 17 öğrenci, 15 Kasım’da İstanbul Sancaktepe KYK Erkek Öğrenci Yurdu’ndaki yemekten 47 öğrenci, 12 Aralık’ta Kocaeli Üniversitesi kampüsünde yemekten 40 öğrenci ve son olarak Rize Recep Tayyip Erdoğan Üniversitesi kampüs ve KYK yurdu yemekhanelerinde yedikleri yemekten zehirlenen 473 öğrenci.[6]

c) Kışlada

Manisa’da Mayıs ve Haziran aylarında kışlalarda tam 4 kez zehirlenme vakası yaşandı. İlkinde 1049 asker zehirlendi. Er Hüsnü Özel hayatını kaybetti. İkinci vakada 70, üçüncüde 69 ve son olarak 17 Haziran’da da yine 1049 askerin zehirlendiği ilk kışlada 731 asker zehirlenerek hastaneye kaldırıldı. 11 Haziran’da Diyarbakır 7. Kolordu Komutanlığı’nda 39 asker, 20 Haziran’da Kastamonu Alay Komutanlığı’nda 38 asker, 30 Haziran’da Muğla Marmaris’te 83 asker, 14 Ağustos’ta Sivas’ta Piyade Eğitim Komutanlığı’nda 31 asker toplu gıda zehirlenmesi sonucu hastaneye kaldırıldı.[7]

d) İşyerinde, Fabrikada, Şantiyede

16 Şubat’ta Konya-Selçuklu’da bir fabrikada 28 işçi; 29 Mayıs’ta Gebze’de aynı şirketin yemeğinden farklı fabrikalarda çalışan yüzlerce işçi, 30 Mayıs’ta yine Gebze’de 30 fabrika işçisi, 31 Mayıs’ta Edirne’de Tıp Fakültesi Hastanesi’nde çıkan yemekten 100 işçi, Haziran’da Bodrum’da bir otelde çalışan 25 turizm işçisi, 13 Temmuz’da İzmir-Aliağa’da Socar’ın Star Rafinerisi inşaatında çalışan 346 işçi; 21 Temmuz’da Bursa Gemlik’te 50 fabrika işçisi, aynı tarihte İzmit’te bir okul inşaatında çalışan 15 inşaat işçisi, 27 Temmuz’da Sakarya’da 5 fabrikaya birden yemek veren şirketin yemeğinden 120 fabrika işçisi, 7 Ağustos’ta Zonguldak-Alaplı’da 6 fabrika işçisi, 8 Ağustos’ta Samsun Ondokuz Mayıs Üniversitesi Kampüsü’nde çoğunluğu üniversite personeli 90 kişi; 10 Ağustos’ta Adıyaman’da Organize Sanayi Bölgesi’nde gece vardiyasında çalışan 80 işçi, 14 Aralık’ta Sakarya’da 6 fabrika işçisi ve son olarak 16 Aralık’ta Kastamonu-İhsangazi TOKİ inşaatında çalışan 53 işçi verilen yemekten zehirlendi.[8]

            2017 yılında basına yansıdığı kadarıyla gözler önüne serilen bu tablo 2018 yılında da devam etmektedir; 10 Ocak 2018’de Hatay’ın Antakya ilçesinde çeşitli okullardan 37 öğrenci ve öğretmen gıda zehirlenmesi şüphesiyle hastaneye kaldırılmıştır.[9] 11 Ocak 2018’de Hakkari’nin Şemdinli ilçesinde 176 öğrenci[10], 18 Ocak 2017’de Sakarya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli yaklaşık 22 doktor, 86 yardımcı sağlık personeli, 160 diğer hasta personeli, 17 hasta, 24 refakatçi olmak üzere 309 kişi yine gıda zehirlenmesi şüphesiyle hastaneye kaldırılmıştır.[11] 23 Ocak 2018 tarihinde Edirne’nin Süloğlu ilçesinde bir fabrikada 13 işçi yedikleri öğlen yemeğinden sonra rahatsızlanmıştır.[12] Böylelikle 2018 yılına gireli bir ay dolmadan gıda zehirlenmeleri sonucu hastaneye kaldırılan yurttaş sayısı 535’e ulaşmıştır.

2) Kamu Yararı mı, Maliyet Hesabı mı?

            Türkiye’de 1980 sonrası KİT’lerin özelleştirilmesine ve küçültülmesine dönük başlayan neo-liberal dönüşüm süreci zamanla alanını genişletmiştir ve devletin sosyal ve ekonomik alandaki etkisini ortadan kaldırmıştır. Özelleştirme çalışmalarının başladığı 1984 yılından 2017 yılına kadar 217 kuruluşta hisse senedi veya varlık satış/devir işlemi yapılmış ve bu kuruluşlardan 208’inde hiç kamu payı kalmamıştır. Bunun toplumsal yaşamda ortaya çıkardığı sorunlar en son yukarıda sayısal örnekleriyle sunduğumuz şekilde kamu alanlarında ortaya çıkan gıda zehirlenmeleriyle kendini göstermiştir. Askeri kışlalarda yemekhanelerin özelleştirilmesi, Manisa’da 1. Piyade Eğitim Alay Komutanlığı Kışlası’nda 1047 askerin zehirlenmesinin yanı sıra Er Hüsnü Özel’in de yaşamını yitirmesine sebebiyet vermiştir. Yine 2017 yılında Rize Recep Tayip Erdoğan Üniversitesi’nde ortaya çıkan gıda zehirlenmelerinde 487 öğrenci hastaneye kaldırılmıştır.[13] Tüm bu örneklerin ortaya çıkardığı gerçek; toplumun en temel ihtiyaçlarının özel firmalara terk edilmesi sonucunda halkın beslenme ihtiyacının ötesinde can güvenliğinin de tehlikeye atılmasıdır.

            Neo-liberal uygulamalar sonucu, kamu alanlarında ortaya çıkan gıda zehirlenmesi vakalarında görüldüğü üzere kamu hizmetlerinin özelleştirilmesi ve özel kişilere devredilmesi uygulamaları yaygınlık kazanmıştır. Bu aşamada toplumda “ortak iyiyi” daha geniş tanımlamayla “kamu yararını” sağlama meşruiyetiyle var olan devletin, bu kamu yararını sağlamak amacıyla ürettiği kamu hizmetlerini yerine getirmediği dolayısıyla genel kabul gören bu meşruiyet kaynağının da zedelendiğini tespit etmek gerekir. Bu bağlamda anayasada ifade edilen sosyal devlet ilkesi uyarınca devletin; yurttaşların genel, ortak ve zorunlu gereksinimlerinin karşılanması için kamu hizmetleri üretmesi anlayışı da neo-liberal politikaların ve neo-liberalizmin devlet tanımlamasının ortaya koyduğu şekliyle dönüştürülmüş ve geçersizleştirilmiştir. Bu durum en somut haliyle kamu alanlarındaki gıda zehirlenmesi vakalarında görüldüğü üzere kamu hizmetlerinin niteliğini düşürmektedir.

Halktan alınan vergilerin yıldan yıla artış göstermesine rağmen kamu hizmetlerinde kısıtlamaya gidilmesi, kamu hizmetlerinin niteliğinin düşürülmesi, en temel “vatandaşlık hakkı” olan beslenme hakkının “kamu yararı” gözetilerek değil; “maliyet hesabı” gözetilerek özel yemek firmalarına devredilmesi, “yurttaşlık” kavramı ile “müşteri” kavramı arasında pek az bir fark bırakmaktadır.[14] Bu noktada devletin kamu hizmeti sağlamak amacıyla halktan aldığı vergilerin nereye ve ne amaçlı kullanıldığına dair de soru işaretleri oluşmaktadır. Bu durum mevcut sorunun tüm girdi ve çıktılarıyla toplumsal anlamda ne kadar önem taşıdığını gözler önüne sermektedir.

Sonuç

            Dünyada 1970 sonrası sosyal devlet krizini aşmak için hayata geçirilen neo-liberal politikalar 1980’den itibaren Türkiye’de de etkili olmaya başlamıştır. Bu doğrultuda kamu kurum ve işleyişlerinde hızlı bir şekilde özelleştirmeye gidilmiş, başta KİT’lerin küçültülmesi ve özelleştirilmesiyle başlayan süreç zamanla devletin ekonomik ve sosyal yaşamdaki tüm etkinliğini ortadan kaldırmaya yönelmiştir. Neo-liberal anlayışın “düzenleyici devlet” modeli doğrultusunda devletin meşruiyet kaynakları arasında bulunan kamu yararı için kamu hizmeti sunma işlevi değiştirilmiş ve dönüştürülmüştür. Toplumun en temel ihtiyaçlarının karşılanması serbest piyasa mekanizmasına terk edilmiş, “yurttaş” ile “müşteri” arasında kavramsal açıdan bir fark kalmamıştır.

            2017 Türkiye’sinde kamu alanlarında artan gıda zehirlenmeleri sorunu bu politikaların bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. Toplumun en temel ihtiyaçlarından biri olan beslenme ihtiyacının “maliyet hesabı” güdülerek devlet tarafından özel yemek şirketlerine devredilmesi insanlarımızın can güvenliğini tehdit eden bir boyuta ulaşmıştır. Bu noktada toplumda ortak iyiyi, kamu yararını sağlamak amacıyla oluşturulmuş bir yapı olarak ortaya çıkan devlet mekanizmasının bu meşruiyet kaynağı sorgulanmaktadır. Ayrıca kamu yararını sağlamak amacıyla toplanan vergilerin, toplumun en temel ihtiyaçlarını karşılamada dahi kullanılmıyor olması mevcut sorunu daha da derinleştirmektedir.

            Çözüm adına yapılacak en temel tespit; devletin “maliyet hesabı- kâr odaklılığı“ çerçevesinden değil “kamu yararı” çerçevesinden hareket ederek kamu hizmeti sunması gerekliliğidir. Ortaya konmaya çalışıldığı üzere özel yemek firmalarına peşkeş çekilen kamu alanlarında gıda zehirlenmeleri rekor seviyelere gelmiştir ve bu sayı artarak devam etmektedir. Kamu alanlarındaki yemek hizmetinin kamulaştırılması, halkın verdiği vergilerden toplanan kaynağın kamulaştırılmaya aktarılması gerekmektedir. Sorun kaynak yetersizliği değildir, kaynaklarımız vardır. 1986 yılından 2017 yılına kadar gerçekleştirilen özelleştirme uygulamalarının toplam tutarının 68,4 milyar Amerikan doları düzeyinde olması bize bu gerçeği göstermektedir.[15] Sorun bu kaynakların nereye aktarıldığı sorunudur bu da bir başka araştırmanın konusu olmak için fazlasıyla önemli bir konudur.

KAYNAKÇA

Ataay Faruk, “Neoliberal Reformlar, Devletin Yeniden Yapılandırılması ve Kamu Hizmetlerinde Dönüşüm”, Akdeniz İİBF Dergisi, 2015, Sayı: 3.

Coşkun, M. Burhanettin, “Özelleştirme Düşüncesinin Türk Kamu Yönetiminde Devletin Etki Alanının Şekillenmesinde Yeri ve Önemi”, Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, 2017, Sayı: 2.

“Edirne’de Gıda Zehirlenmesi”, Milliyet Gazetesi, 23 Ocak 2018,http://www.milliyet.com.tr/edirne-de-gida-zehirlenmesi-edirne-yerelhaber-2550691/ (Erişim Tarihi: 5 Şubat 2018)

Hakkari’de Gıda Zehirlenmesi Şüphesi”, Milliyet Gazetesi, 11 Ocak 2018, http://www.milliyet.com.tr/hakkari-de-gida-zehirlenmesi-suphesi-van-yerelhaber-2524652/ (Erişim Tarihi: 5 Şubat 2018)

“Hatay’da Gıda Zehirlenmesi Şüphesi”, Milliyet Gazetesi, 10 Ocak 2018,  http://www.milliyet.com.tr/hatay-da-gida-zehirlenmesi-suphesi-hatay-yerelhaber-2522853/ (Erişim Tarihi: 5 Şubat 2018)

Onur Bakır, “Türkiye’de Taşeronun Kısa Tarihi: İsmi Değişti Cismi Büyüdü”, Evrensel Gazetesi, 27 Kasım 2017, https://www.evrensel.net/haber/339041/turkiyede-taseronun-kisa-tarihi-ismi-degisti-cismi-buyudu (Erişim Tarihi: 8 Şubat 2018)

 “Sakarya’da 70’in Üzerinde Hastane Personeli Yemekten Zehirlendi”, Milliyet Gazetesi, http://www.milliyet.com.tr/sakarya-da-70-in-uzerinde-hastane-gundem-2593508/ (Erişim Tarihi: 5 Şubat 2018)

Yıldırım, Deniz, “Kamu Yok ve Halk Zehirleniyor”, ABC Gazetesi, 17 Aralık 2017, http://www.abcgazetesi.com/kamu-yok-ve-halk-zehirleniyor-8214yy.htm (Erişim Tarihi: 1 Şubat 2018)


[1] M. Burhanettin Coşkun, “Özelleştirme Düşüncesinin Türk Kamu Yönetiminde Devletin Etki Alanının Şekillenmesindeki Yeri ve Önemi”, Sosyal ve Beşeri Bilimler Dergisi, 2017, Sayı: 2, s.4

[2] Bakınız: Onur Bakır, “Türkiye’de Taşeronun Kısa Tarihi: İsmi Değişti Cismi Büyüdü”, Evrensel Gazetesi, 27 Kasım 2017, https://www.evrensel.net/haber/339041/turkiyede-taseronun-kisa-tarihi-ismi-degisti-cismi-buyudu (Erişim Tarihi: 8 Şubat 2018)

[3]Faruk Ataay, “Neoliberal Reformlar Devletin Yeniden Yapılandırılması ve Kamu Hizmetlerinde Dönüşüm”, Akdeniz İİBF Dergisi, 2015, Sayı: 30, s.3

[4] Bakınız: Deniz Yıldırım, “ Kamu Yok ve Halk Zehirleniyor”, ABC Gazetesi, 17 Aralık 2017, http://www.abcgazetesi.com/kamu-yok-ve-halk-zehirleniyor-8214yy.htm (Erişim Tarihi: 1 Şubat 2018)

[5] Deniz Yıldırım, ABC Gazetesi, 17 Aralık 2017.

[6] Deniz Yıldırım, ABC Gazetesi, 17 Aralık 2017.

[7] Deniz Yıldırım, ABC Gazetesi, 17 Aralık 2017.

[8]Deniz Yıldırım, ABC gazetesi, 17 Aralık 2017.

[9] “Hatay’da Gıda Zehirlenmesi Şüphesi”, Milliyet Gazetesi, 10 Ocak 2018,  http://www.milliyet.com.tr/hatay-da-gida-zehirlenmesi-suphesi-hatay-yerelhaber-2522853/ (Erişim Tarihi: 5 Şubat 2018)

[10]“Hakkari’de Gıda Zehirlenmesi Şüphesi”, Milliyet Gazetesi, 11 Ocak 2018, http://www.milliyet.com.tr/hakkari-de-gida-zehirlenmesi-suphesi-van-yerelhaber-2524652/ (Erişim Tarihi: 5 Şubat 2018)

[11]“Sakarya’da 70’in Üzerinde Hastane Personeli Yemekten Zehirlendi”, Milliyet Gazetesi, http://www.milliyet.com.tr/sakarya-da-70-in-uzerinde-hastane-gundem-2593508/ (Erişim Tarihi: 5 Şubat 2018)

[12]“Edirne’de Gıda Zehirlenmesi”, Milliyet Gazetesi, 23 Ocak 2018,http://www.milliyet.com.tr/edirne-de-gida-zehirlenmesi-edirne-yerelhaber-2550691/ (Erişim Tarihi: 5 Şubat 2018)

[13]Deniz Yıldırım, ABC Gazetesi, 17 Aralık 2017.

[14]Ataay, a.g.m., s. 6

[15] Coşkun, a.g.m, s. 9