1946 Sendikacılığının Analizi: Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi – Sendika Gazetesi | Yeşim Karadeniz

0
1056
  1. 1946 Sendikacılığının Önemi

6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmeleri Kanununda sendika, “işçilerin veya işverenlerin çalışma ilişkilerinde ortak ekonomik-sosyal hak ve çıkarlarını korumak ve geliştirmek için en az yedi işçi veya işverenin bir araya gelerek bir işkolunda faaliyette bulunmak üzere oluşturdukları tüzel kişiliğe sahip kuruluşları” olarak tanımlanmaktadır (1). Ancak bu tanım işçi sınıfının ve sendika kurma hakkının sadece çalışma hukuku çerçevesinde açıklanması ile eksik bir tanım olmuştur. İşçi sınıfı çalışma hukukunun bir parçası olduğu kadar siyasal ve toplumsal meselelerde de kitlesel hareketin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Bu bağlamda Türkiye’de sendikal örgütlenmeler ve faaliyetler işçi sınıfının hem gelişimi hem de emek tarihinin yazımı için önemli bir yeri oluşturmaktadır. Ancak unutulmamalıdır ki Türkiye’de ortaya çıkan sendika örgütlenmeleri kitlesel tabandan hareketle oluşmamış ve devletin tepeden inme bakış açısı ile şekillenmiştir. Özellikle tek partili yönetim devrinin sendika faaliyetleri baskıcı kanun ve uygulamalar ile engellenmek istenmiştir. Ancak tüm bu süreç içerisinde 1946 sendikacılığı ayrı bir yer tutmaktadır. Sendika tarihinde ayrı bir devir olarak tanımlanan bu yılı özel kılan noktayı belirtmek gerekir. 1946 yılı sendikacılığını siyasal erki elinde bulunduran Cumhuriyet Halk Partisi’nden ve dönemin işverenlerinden bağımsız bir şekilde bir araya gelen özellikle iki sosyalist parti olan Türkiye Sosyalist Partisi (TSP) ve Türkiye Sosyalist ve Emekçi Köylü Partisi (TSEKP) etrafında örgütlenmiş sınıf esasını önemseyen, fikirsel olarak kendinden sonraki işçi ve sendika faaliyetlerini etkilemiş bir yükseliş devri olarak tanımlamak mümkün olacaktır (2).

Bu noktada 1946 yılı sendikacılığını anlatırken onu önemli kılan dönemin siyasal ve toplumsal unsurlarını da ele almak gerekmektedir. II. Dünya Savaşı’nın sonrasında değişen dünya düzeni ve Türkiye’nin de bu düzen içinde yer bulma çabası siyasal, sosyal ve iktisadi alanda kendi içsel dinamiklerinin değişmesine neden olmuştur. Yaşanan bu değişimlerin temel dayanak noktası çok partili yaşama geçiş, çoğulcu demokrasi, parlamenter sistemin güçlenmesi, liberal politikalar ile dışa açık bir ekonominin varlığı oluşturmakta ve dernek-cemiyetlerin kurulmasını öngörecek olan 1938 yılı sınıf esasına dayalı örgütlenmeyi yasaklayan cemiyetler kanununun değiştirilmesi olacaktır (3). Ancak yaşanan bu etkilere rağmen Türkiye’de tek partili dönem resmi olarak Milli Kalkınma Partisi’nin kuruluşu 1945 yılı, fiili olarak 1950 Demokrat Parti’nin iktidar koltuğunu kazanmasına kadar devam ettiğini unutmamak gerekmektedir. İşte bu noktada da izlenen süreç ile sendika ve dernek kurma faaliyetlerinin de siyasal hayattaki değişimler gibi derin bir alt yapı ile oluşmadığını ve devletin engelleyici tavrının devam ettiğini söylemek gerekmektedir.

1946 yılı sendikacılığının dinamiklerini anlayabilmek adına öncesinde var olan cemiyetler kanunu da bu sürecin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. Bu aşamada 1938 yılı 3512 sayılı Cemiyetler Kanunu, 1909 tarihli eski kanunu yürürlükten kaldırmıştır ve bu yeni kanun ile cemiyet kurma hakkı baskıcı bir siyasi tavır ile engellenmiştir. 1909 tarihli eski cemiyetler kanunu 19 maddeden oluşmaktadır. Bu kanun ile dernek kurulma aşamasının yönetim ve yöneticiler tarafından ön iznine bağlılığı ortadan kaldırılmış ancak kurulma faaliyetinin yetkililere bildirilmesi zorunluluğu getirilmiş ve bu durum dernek faaliyetlerinin engellenmesi şeklinde sonuç göstermiştir. Aynı kanunda devletin bütünlüğünü bozacak, ırka ve cinsiyete dayalı, toplumsal ahlakı bozacak derneklerin kurulması yasaklanmış ve kurulacak olan derneklerin gizli olmaması gerektiği belirtilmiştir (4). Ayrıca 1909 kanununda sınıf esasına ve adına dayalı dernek kurulması önünde herhangi bir engel görülmemektedir.

1938 yılında değiştirilen ve 1909 yılı kanununu geçersiz hale getiren 3512 numaralı yeni cemiyetler kanuna göre sınıf esasına veya adına dayanan siyasal parti ve sendikaların kurulması yasaklanmıştır. Özellikle madde 9 ile detaylandırılan bu noktalarda devletin bütünlüğünü, siyasal ve milli birliği, toplumsal ahlak kurallarını ve güvenliğini bozan, din ve tarikat esaslarına dayanarak kurulması amaçlanan, yerli-yabancı ayrımı yaparak ayrılıkçılık yaratan, aile, cemaat, ırk ve cins esasına ya da adına dayanan cemiyetlerin kurulması yasaklanmıştır (5). Ek olarak kanunda belirtilen kurallara uymayanların Türk ceza kanununa göre hapis veya para cezası ile cezalandırılacakları belirtilmiştir (6).

Bu aşamada 1909 ile 1938 yılı cemiyetler kanununun arasındaki temel dayanaklara bakıldığında en net farklılık 1908 devrimi ile Osmanlı Devleti’nde oluşan özgürlükçü ortamda çok sayıda dernek kurulmuş olması ve bu derneklerin engelleyici bir aktör ile karşılaşmaması en dikkat çekici noktayı oluşturmaktadır. Ayrıca cemiyetler kanununa ek olarak Kanuni Esasi’ye eklenen madde ile dernek kurma hak ve özgürlüğü güvence altına alınmıştır. Ancak 1930 yıllarının beraberinde getirdiği otoriter siyaset bu anlamda Türkiye’yi etkilemiş ve bu yıllarda birçok cemiyet kapatılmış, kalan diğer cemiyetler ise iktidarın yönlendirilmesi ile kendine hareket ortamı bulabilmiştir. 1938 sayılı yeni cemiyetler kanunu ile de sivil toplumu temsil edebilecek cemiyet ve derneklerin varlığından söz etmek mümkün olmamaktadır. İşte 1909 ve 1938 yıllarındaki cemiyetleşme ve dernek kurma alanlarının özgürlüğü bu noktalarda ayrışmakta ve 1938 ile gelen bu otoriter düzen 1946 yılındaki cemiyetler kanununda yaşanan değişimlere kadar devam etmektedir (7). 1946 yılı sendikacılığını özel kılan nokta ise burada dikkat çekici olmaktadır. 4919 sayılı 1946 yılına ait cemiyetler kanununda yapılan değişiklik ile bir önceki kanunda yer alan “cins ve sınıf esasına dayalı” derneklerin kurulmaması maddesi ve dernek kurulması için önceden alınması gereken izin kaldırılmış ve böylece işçi sınıfının sendikal örgütlenmesi önündeki kanuni engel ortadan kaldırılmıştır (8). Hem dünya siyasetinde yaşanan değişimler ve bunun Türk siyasetine yansımasında gözlenen değişimler ile iki sosyalist parti kurulmuş ve ön plana çıkmıştır. Esat Adil önderliğinde Türkiye Sosyalist Partisi, Şefik Hüsnü önderliğinde Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi kurulmuş “1946 sendikacılığı” kavramının oluşumunda yeni bir dönem, bu arka plan ve siyasal ortam içinde oluşmaya başlamıştır. Aziz Çelik 1946 sendikacılığını kısa ömrüne karşın Türkiye’deki işçi hareketinde belirgin bir yükseliş devri yarattığı için önemsemekte ve bu dönem sendikacılığının egemen kuvvetler tarafınca unutturulmaya çalışılmasının altını çizmekte hem emek tarihi hem de sendika-siyaset ilişkisi çerçevesinde ayrı bir yere koymaktadır. Çelik, bu dönem sendikacılığını, herhangi bir sendikalar kanunu olmamasına rağmen Anayasa, Cemiyetler Kanunu ve Medeni Kanun’un hükümleri çerçevesinde kendilerine sendikal örgütlenme alanı oluşturarak bu özgürlük için çabalarından dolayı da önemsemektedir (9).

1946 sendikacılığı hem kendinden önceki hem de kendinden sonraki faaliyetler içinde ayrı bir yerde durmaktadır. Onu bir kavram olarak literatüre sokan ve ayrı kılan şey ilk olarak siyasal erk güdümünde olmadan sosyalist partilerce desteklenmesi olmuştur. Sınıf esasına dayanarak bu sınıfın çıkarlarını ve sorunlarını dile getirmesi de 1946 yılı sendikacılığı önemli kılmaktadır. Ayrıca vesayetten siyasete yönelik (10) atılmış küçük bir adım olsa da kendinden sonraki sendikal örgütlenmelere rehber olması da bu noktada önemli kabul edilmektedir. Ancak bu süreç 16 Aralık 1946 günü İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığınca sonlandırılmış, TSP ve TSEKP, bu siyasal partilere bağlı yayın organları kapatılmış ve üyeleri yargılanmıştır (11).

2. TSEKP ve Sendika Gazetesi

1945 yılında Nuri Demirağ öncülüğünde kurulan Milli Kalkınma Partisi (MKP) ile Türk siyasal hayatında resmi olarak çok partili dönem yaşanmaya başlamıştır. Buna takiben 1946 yılında Adnan Menderes, Celal Bayar, Fuat Köprülü ve Refik Koraltan önderliğinde Demokrat Parti (DP) kurulmuş ve fiili olarak çok partili siyaset işlerliğini kazanmıştır. Bu dönemde çok partili hayatın aktifleşmesi adına iki partide önemlidir ancak izlenen süreçte sadece MKP ve DP kurulmamış bunlara ek olarak sosyalist partiler de siyasette yer alabilmek adına örgütlenmiştir. Bu sürece takiben TSP 14 Mayıs 1946 günü Esat Adil önderliğinde liberal sol çizgide, TSEKP ise Şefik Hüsnü önderliğinde 20 Haziran 1946 günü Marksist bir düşünsel çizgide kurulmuştur (12). TSP ve TSEKP’nin kurulmasına giden arka plana ilk etapta değinmiş ve 1946 sendikacılığı adına önemli oldukları noktasını paylaşmıştık. Bu noktada TSEKP’nin sendikal anlamda örgütlenme çabaları ve söylemlerini farklı alanlara iletebilmek için kullandıkları yayın faaliyetleri üzerinde durulacaktır.

1946 sendikacılığında önemli bir yer edinen TSEKP kendisine sözcü olarak “Sendika” gazetesini kurmuş ve yayın faaliyetlerine bu noktadan hızla devam etmiştir. Sendika gazetesi 31 Ağustos 1946 günü ilk sayısını yayınlamış ve bu faaliyet 14 Aralık 1946 gününe kadar sıkıyönetim komutanlığınca engellenene kadar devam etmiştir. Böylece gazete yayın hayatına 16 sayı kazandırabilmiş, kendisini işçi sınıfının sözcüsü olarak görmüş ve işçi sınıfının sorunlarına odaklanarak dikkat çekmeyi amaçlamıştır. Bu noktada gazetede sendikal örgütlenme ile ilgili yayınlanan yazılar ve kullanılan söylem şu şekildedir:

Sendika gazetesi işçi sınıfının oluşunda ve kuvvetlenmesinde ilk olarak tarihsel bir analizi ön planda tutmuştur. Öyle ki “Memleketimizde Sendikacılık” başlığı ile Osmanlı’dan Cumhuriyet’e yaşanan sosyalist hareketler ve buradaki önemli isimler üzerinde durularak sendikacılık ve işçi faaliyetleri tarihsel bir veri olarak anlatılmıştır. Gazetenin temel olarak tüm sayılarında esas aldığı gibi ilk sayıda da işçi sağlığı ve iş kazaları üzerinde yoğunlaşılmış ve bu anlamda işçi sınıfının sorunlarına dikkat çekilmiştir. Örneğin; “4772 sayılı iş kazaları ile meslek hastalıkları ve analık sigortası kanunu” hakkındaki kanun hazırlığına yönelik bilgilendirme yazısı anlatılan devrin öne çıkan bir meselesi olarak bu noktada önemli bir yazı bölümü olarak görülmüş ve ses getirmiştir. Ayrıca gazete “Sendikalizm” (13) başlığı ile kavramsal bir analiz yapmış ve Avrupa ülkelerinde ortaya çıkan bu kavramın diğer ülkelere de yayılma durumundan bahsetmiştir. Bu noktada Avrupa ülkelerinin takibi ve buradaki meselelerin Türkiye’de kavramsallaşması adına tartışılması düşünsel açıdan önemli bir yer tutmaktadır. Ayrıca kadın işçi ile erkek işçi arasındaki ücret eşitsizliği ve iş yükü eşitsizliği üzerinde yazılar yazılmış ve bu konuya dikkat çekilmiştir (14). Gazetenin üzerinde durduğu bir diğer nokta ise dünyada yaşanan sendikal örgütlenmeler hakkında bilgi veren yazıların varlığı olmuştur. Özellikle 8 Ekim 1945 günü gerçekleşen Paris Kongresi ile federasyonun kurulması ve burada 66.759.348 işçi adına, 56 ülke ve 65 sendikanın yer alması farklı dil, din, ırka mensup dünyadaki tüm işçilerin bu federasyon aracılığı ile sesini duyurması ve haklarını arayabilmesi sendika hareketleri için önemli bir dönüm noktası olarak ifade edilmiştir (15). Sendika gazetesinde yer alan en önemli konu ise sendikaların teşkilatlanması noktasında olmuştur. Kurulacak olan sendikaların ülke genelinde örgütlenme meselesi üzerinde durulan önemli nokta olmuştur. Ancak bunu gerçekleştirirken özelden genele bir oluşum amaçlanmıştır. Bu çerçevede tepeden inme bir yapılanma yerine şehirlerde küçük sendikalar ile geniş çapta ilerleyebilecek sendikal faaliyetleri arzulamışlardır. Böylece daha kuvvetli bir işçi sınıfı oluşmasını öngörmüşler ve gazetede örgüt oluşumu bu noktadan anlatılmıştır. Örgüt şemasına göre hangi illerde hangi sendikaların kurulacağına yönelik bilgi verilmiş ve bu oluşumlar gerçekleştirilirken her ülkenin kendi paradigması ile bir faaliyet alanı oluşturmasının önemi üzerinde dikkatle durulmuştur. Gazete bu şekilde oluşacak yapılanmaya “diyalektik sendikalizm” sistemi adını vermiş ve ülkenin geri kalmışlığının bu sistem ile aşılacağı ifade edilmiştir (16). Ortaya konacak sistemde kurulması öngörülen İşçi Sendikaları Birliği’nin İstanbul, Trakya, Kocaeli, Bursa, İzmir, Zonguldak, Eskişehir, Ankara, Kayseri, Sivas, Malatya, Diyarbakır, Samsun, Trabzon, Çukurova illerini kapsayacak şekilde oluşması gerektiği noktasına odaklanılmıştır. Ayrıca İşçi Sendikaları Federasyonu “maden, maden sanayi, kömür, kereste ve orman sanayi, nakliye, şimendifer, elektrik, muhabere, inşaat, ziraat, mensucat, tütün, ayakkabı deri, liman, basın ve yayın, deniz” alanlarını kapsayacaktır. Sendikaların hangi amaç ve hedef doğrultusunda faaliyet göstereceği noktası “Sendikaların Amaç ve Ödevleri” başlığı ile ortaya konmaya çalışılmış ve hem ekonomik anlamda hem de toplumsal anlamda sendikaların aktif olması gerektiği bu hususta belirtilmiştir. Yine bu noktada sendikaların siyasal partilerin kontrolünde olması ve sendikal örgütlenmelere karşı siyasal partilerin düşmanca tavır sergilemesi eleştirilmiştir. Sendikaların görevleri aşamasında işçi ve sendikalara bağlı olan tüm emekçilerin kültürel anlamda gelişmesine destek verilmesinin altı çizilmiştir (17). Bunların yanında işçi sınıfının gelirlerinin azlığı da gazetenin değindiği meselelerden biri olmuştur. Dar ve sabit gelirli kişilerin sadece memurlar olmadığı emekçi kesimin de bu şekilde zorluk çektiği üzerinde durulmuştur. Hükümetin ekonomi kararları bu noktada işçi sınıfının gerçekleri ile uyuşmadığı için eleştirilmiş ve iş verimini artırmak için bir an önce işçi ücretlerinde artırılmaya gidilmesi önerilmiştir. Ayrıca ekonomi politikalarından kazanan tarafın sermaye sahibi kişiler olduğu işçi sınıfının yine kazançlı olmayacağı söylenerek eleştirel söylem devam etmiştir (18). Gazetede diğer önemli bir yazı ise İşçi Sendikaları Kâtibi Ferit Kalmuk’un kaleme aldığı “Siyasi Partiler Karşısında Sendikalar” başlıklı yazısı olmuştur. Kalmuk’un yazısı, kendisi Sosyalist ve Emekçi Köylü Partisi’nin de kurucu ekibi içinde yer alması noktasında önemlidir ki zaten bu yazıda da emekçi sınıfının siyasi partilere üye olabileceği belirtilmiş ancak emekçi sınıfını en iyi anlayan ve temsil edebilecek olan partinin, Sosyalist ve Emekçi Köylü Partisi’nin olduğunun altı çizilmiştir (19). Bu aşamada işçi sınıfına verilen bu mesaj ile işçilerin Cumhuriyet Halk Partisi’ne yönelik oluşabilecek sempatizanlığı engellenmeye çalışılmıştır. İlerleyen sayılarda sendikaların siyaset tarafından tanınmasının gerektiği ve bu tanınma olmazsa emekçilerin hak ve faydasını gözeten sendikalar ile resmi kurum arasında kalıcı görüş farklılığı ve çatışmanın kaçınılmaz olduğu vurgulanmıştır. Dönem siyasetinde etkili olan partilerin ve siyasetçilerin söylemleri gazetede çokça yer almıştır. Örneğin; “Demokrat Parti ve İşçi Sınıfı” başlığı ile partinin ülkede kapitalist düzen ve dolayısıyla sınıf ayrılığı yok söylemleri sert şekilde eleştirilmiş ve bu söylemin işçi sınıfını yok saymaya yönelik olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca Demokrat Parti’nin sendikalara karşı tavrının kendilerine bağlı işçi sınıfı oluşturarak bu örgütlenmeyi empoze etmeleri şeklinde yorumlanmış ve bu noktada işçi sınıfı aydınlatılmak istenmiştir. Gazete buradan hareketle sık sık iktidarın ekonomi politikaları eleştirilmiş ve DP’nin de bu politikalar karşısındaki tavrının kendi çıkarları doğrultusunda olduğu düşüncesi ile samimi bulunmayarak eleştirilmiştir (20). Sendika gazetesi, sendika kurulmasından daha çok çözüm üretebilen politikaların oluşması gerektiğini savunmuş ve bu şekilde sınıf bilincinin önemi üzerinde yoğunlaşmıştır. Ayrıca günümüzde de büyük bir problem olan çalışma saatlerinin insancıl olmayışı, işçi sağlığının arka plana itilmesi 1946 yılı sendikacılığının da değindiği ana meselelerden olmuştur (21).

Son olarak söyleyebiliriz ki 1946 yılı sendikacılık hareketinin ömrü kısa olsa da sendikaların kurularak örgütlenme aşamaları, birbirleri ile ilişkileri ve kendilerinden sonraki sendikal hareketleri etkilemeleri açısından emek tarihinde ayrı bir yere sahip olmuştur. 1946 sendikacılığının siyasal erk tarafından engellenmeye çalışılması, sosyalist partiler ve sendikalar içinde yer alan isimlerin devlete karşı suçlular olarak gösterilmesi bu dönem işçi hareketinin etkisini de ortaya koymaktadır. Bu aşamada Zafer Toprak 1946 yılı sendikacılığı 1947 yılı sendikacılığını birbirine zıt iki farklı düşünce ve yapı olarak anlatmaktadır. Ayrıştıkları noktaları ise 1946 sendikacılığını sol düşünce ekseninde sınıf esasına dayalı oluşmuş bir düşünce olarak, 1947 sendikacılığını ise yeni oluşturulacak olan Sendikalar Kanunu ve siyasal erk vesayeti altında olduğunu belirterek vurgulamıştır (22). Ancak unutulmamalıdır ki 1946 sendikacılığı fikri olarak uzun süre diğer sendika örgütlenmelerini etkilemiş özellikle DİSK kendisini örgütsel açıdan olmasa da düşünsel açıdan 1946 yılının mirasçısı olarak kabul etmektedir (23). Sendika örgütlenmesinde görülen eski uygulamalar kimi zaman değişse de sendikal örgütlenmenin varlığını siyasal erkten bağımsız sürdürme çabası günümüzde de önemli bir mesele olarak devam etmektedir. Sınıfsal çıkar ve menfaatleri koruması gereken sendika ve sivil toplum örgütlerinin hala siyasal erk güdümünde kendi kişisel çıkar ve menfaatlerini ön planda tuttuğu gerçeğini düşündüğümüzde bu anlamdaki mücadelenin daha uzun yıllar süreceğini söylemek yanlış bir söylem olmayacaktır.

Dipnot

(1) T.C. Resmi Gazete, Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu, Kanun No: 6356, Sayı: 28460, Kabul Tarihi: 18.10.2012.

(2) Aziz Çelik, Vesayetten Siyasete Türkiye’de Sendikacılık 1946-1967, İstanbul: İletişim Yayınları, 2010, s. 88.

(3) Zafer Toprak, 1946 Sendikacılığı: Sendika Gazetesi, İşçi Sendikaları Birlikleri ve İşçi Kulüpleri, Toplumsal Tarih Dergisi, Temmuz 1996, No 31, s. 19.

(4) M. Şehmus Güzel, Türkiye’de İşçi Hareketi: 1908-1984, Ankara: İmge Kitabevi, 2016, s. 68.

(5) T.C. Resmi Gazete, Cemiyetler Kanunu, Kanun No: 3512, Kabul Tarihi: 28 Haziran 1938, Yayın Tarihi: 14 Temmuz 1938, Madde 9, 10, 11, 12, 13, 14, 23 ve 25.

(6) T.C. Resmi Gazete, Cemiyetler Kanunu, Kanun No: 3512, Kabul Tarihi: 28 Haziran 1938, Yayın Tarihi: 14 Temmuz 1938, Madde 35.

(7) Zafer Toprak, 1909 Cemiyetler Kanunu, Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi, C: 1, 1985, s. 205-208.

(8) T.C. Resmi Gazete, Cemiyetler Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesine Dair Kanun, Kanun No: 4919, Kabul Tarihi: 5 Haziran 1946, Yayın Tarihi: 10 Haziran 1946, Madde 9.

(9) Aziz Çelik, Vesayetten Siyasete Türkiye’de Sendikacılık 1946-1967, İstanbul: İletişim Yayınları, 2010, s. 86-87.

(10) Aziz Çelik, Vesayetten Siyasete Türkiye’de Sendikacılık 1946-1967, İstanbul: İletişim Yayınları, 2010, s. 88.

(11) Ahmet Makal, Ameleden İşçiye: Erken Cumhuriyet Dönemi Emek Tarihi Çalışmaları, İstanbul: İletişim Yayınları, 2018, s. 218.

(12) Kemal H. Karpat, Türk Siyasi Tarihi: Siyasal Sistemin Evrimi, İstanbul: Timaş Yayınları, 2017, s. 81.  

(13) Sendikanın mesleki birliğini iktisadi, içtimai ve ahlaki teşkilatın temeli haline getirmek isteyen tesanütçü kuramdır şeklinde açıklanmıştır (31 Ağustos 1946, S:1, s. 2).

(14) Sendika Gazetesi, 31 Ağustos 1946, S: 1, s. 1-4.

(15) Sendika Gazetesi, 14 Eylül 1946, S: 3, s. 1-4.

(16) Sendika Gazetesi, 21 Eylül 1946, S: 4, s. 3.

(17) Sendika Gazetesi, 7 Eylül 1946, S: 2, s. 1, 21 Eylül 1946, S: 4, s. 3.

(18) Sendika Gazetesi, 5 Ekim 1946, S: 6, s. 4.

(19) Sendika Gazetesi, 19 Ekim 1946, S: 8, s. 1-4.

(20) Sendika Gazetesi, 26 Ekim 1946, S: 9, s. 1-3, 2 Kasım 1946, S: 10, s. 1.

(21) Sendika Gazetesi, 16 Kasım 1946, S: 12, s. 1-4.

(22) Zafer Toprak, 1946 Sendikacılığı: Sendika Gazetesi, İşçi Sendikaları Birlikleri ve İşçi Kulüpleri, Toplumsal Tarih Dergisi, Temmuz 1996, No 31, s. 19.

(23) DİSK Tarihi: Kuruluş, Direniş Varoluş, (Ed: Aziz Çelik), C: 1, İstanbul: DİSK Yayınları, 2020, s. 59.

(24) M. Şehmus Güzel, Türkiye’de İşçi Hareketi: 1908-1984, Ankara: İmge Kitabevi, 2016, s. 149-150.

Ek: Türkiye Sosyalist Emekçi ve Köylü Partisi’ne Bağlı Olan Sendikalar (24)

Adana

İşçi Sendikaları Birliği

İplik Ve Dokuma İşçileri Sendikası

Terziler Sendikası

İnşaat İşçileri Sendikası

Deri İşçileri Sendikası

Ankara

İşçi Sendikaları Birliği

Maden Eşya İşçileri Ve Makine İşçileri Sendikası

Terziler Sendikası

İnşaat İşçileri Sendikası

Fırın Ve Un İşçileri Sendikası

Eskişehir

Serbest Sanayi İşçileri Sendikası

İstanbul

İşçi Sendikaları Birliği

İnşaat İşçileri Sendikası

Ayakkabı Ve Deri İşçileri Sendikası

Güzel Sanatlar Kol Ve Kafa İşçileri Sendikası

Basın Ve Yayın Kol Ve Kafa İşçileri Sendikası

Bakırköy Bez Fabrikası İşçileri Sendikası

Tekel İşçileri Sendikası

Tütün İşçileri Sendikası

Maden Sanayi İşçileri Sendikası

Şoförler Sendikası

İzmir

İşçi Sendikaları Birliği

Terziler Sendikası

Ayakkabı İşçileri Sendikası

Müessese, Ticarethane Ve Esnaf Müstahdem Sendikası

Mensucat Sanayi İşçileri Sendikası

Basın Ve Yayın Kol Ve Kafa İşçileri Sendikası

Tütün İşçileri Sendikası

İzmit

İşçi Sendikaları Birliği

Selüloz Sanayi İşçileri Sendikası

Nakliye İşçileri Sendikası

Zonguldak

Maden Kömür Havzası İşçileri Sendikası

Samsun

Tütün İşçileri Sendikası

İşçi Sendikaları Birliği